5.2 Hindistan (Agra/Tac Mahal, Yeni Delhi)

Seyahatimizin 5. ülkesi Hindistan. Hindistan’daki seyahatimizin Lucknow bölümünü daha önce anlatmıştım. Lucknow’dan sonra yolumuz Agra’daki Tac Mahal’e doğru uzanıyor. Ancak Agra şehrine gitmeden önce kaldığım üniversiteye Allahabad şehrinden gelen bir dost misafir, Hinduların dini festivallerinde içine girip yıkandıkları Ganj nehrin içine girilen kısmının kendi şehirlerinde olduğunu söyleyip, beni kendisinin de yöneticisi olduğu kuruluşa davet ediyor. Ancak çok istekli olmama rağmen, yolculukta yaşadığım zorluklar, yapılan istişareler ve zaman kısıtından dolayı teklife karşılık veremeden Agra’ya gitmeye niyet ediyorum. O Ganj nehri ki gerçekten görülmeye değer bir yer. Gidebilmiş olsaydım dini bayram olmadığı için belki boş bir nehir görecektim ama Ganj nehri, zamanı gelince milyonlarca Hindu’nun “günahları temizleyeceğine ve selamet getireceğine” inanarak içine girip yıkandıkları ve hacı olduklarını kabul ettikleri bir nehirdir. Ancak nehir inanılmaz şekilde kirlidir.
https://www.bbc.com/…/haber…/2013/02/130210_india_kumbh_mela
Bize çok ters gelse ve aşırı kirlilik oluşturan deri sanayii birlikte nehre her gün tahminen 1 milyar litre lağım aksa ve bugün Ganj dünyanın en kirli su kütlelerinden birisi kabul edilse de Hinduizm inancında ne olursa olsun Ganj nehrinin kirlenmeyeceği bulunmaktadır. Ancak bu aşırı kirliliği yansıtmak istemediğim için, görmek isteyenlere internete Ganj nehri yazmalarının yeterli olacağını belirtmek isterim.

Her neyse bunu görmekten mahrum kalma pahasına da olsa yolumuzu Agra’ya Taç Mahalin bulunduğu yere yönlendiriyoruz. Kendilerinde misafir kaldığım arkadaşlar beni son anda, ucu ucuna gideceğim otobüse yetiştiriyorlar. Ben de otobüse yetişmenin huzuru ile yola koyuluyorum. Agra’ya vardığımızda, otobüs, bir yol kenarında buradan Taç Mahal’e gidebilirsin denilerek beni indiriyor. Mutlaka ayrı bir araca binmem gerekiyor ama henüz ne yapacağımı bilmiyorum. Şaşırıyorum fakat hemen yanıma üşüşen taşıyıcılardan bir tanesinin Müslüman olduğunu anlayınca yaban ellerde kendisine içim ısınıyor, kanım kaynıyor, biraz ürkerek biraz da ona güvenerek onunla anlaşıp, Taç Mahal’in yanında aracın girebildiği yere kadar bir rekşa ile gidiyoruz.
Etrafınızı hemen yüksek ücret ödemeniz gereken rehberler ve fotoğrafçılar sarıyor ve özel fotoğraf çekmek istiyorlar. Bilinçsiz davranırsanız oranın standartlarına göre yüksek para ödeyebilirsiniz. Ancak daha önce uyarıldığım için rehber kısmını atlayıp bir tane fotoğrafçı ile konuşmaya başlıyoruz. Biraz iktisatlı olma ihtiyacından biraz da istemediğimden “Param yok” deyip uzaklaşmasını istiyor isem de “Önemli değil, madem ki paranız yok, ben de sizden ücret istemiyorum” diyerek beni ikna ediyor.
Tekrar tembih ediyorum.
-“Bak param yok, para isterseniz vermem” diyorum o da
– “Tamam” diye cevap veriyor.
Hayatımda o kadar mankenlik yapmadım desem doğrudur. Özel çabalarla yaklaşık 50 kadar fotoğraf çekiyor. Bir fotoğraf çekimi için “Elini şöyle kaldır, şöyle dur, şurada dur, biraz gülümse” vb. şeyler söyleyerek fotoğrafları çektikten sonra ayrılma noktasına geliyoruz. Fakat tam ayrılacağımız sırada benden para istiyor ve ben de “Sizinle öyle anlaşmamıştık dedim” ise de fotoğrafları vermiyor ve birbirimizden ayrılmak zorunda kalıyoruz. Daha sonra Tunus’ta fotoğraf çektiğim telefonum çalınmamış olsa idi onlar pek umurumda olmayacaktı ama son anda benim telefonumla hatır için çektiği 3-5 poz da yok olunca hani acaba fotoğrafları alsamıydım acaba demeden de edemiyorum. Taç mahale gidip de, oradan hiçbir fotoğraf getirememek bugünün şartlarından çok anlamlı değil. Ama telefonumun çalınacağını nereden bilebilirdim. Bu yazı serisi bitinceye kadar herhalde telefonumun çalınmasıyla ilgili bu hayıflanmayı birkaç defa daha duyabilirsiniz. Neyseki Google yedeklemeleri ve beraber gezdiğimiz arkadaşların makineleri ile çektiğimiz çok miktarda fotoğrafı yeniden elde etme imkanı bulabilmeden dolayı teselli oluyoruz. Çok şükür. Fakat şunu da söylemem gerekir ki Hindistan’dan elde ettiğim fotoğraflar Googla aracılığı ile değil birlikte olduğum arkadaşımızdan elde ettiğim fotoğraflardan oluşmaktadır. Muhtemelen Google Hindistan’da yedekleme yapamamıştır veya benim fark etmediğim bir kısıtlama olmuştur.

Beni Tac Mahale getiren taşımacı, Yeni Delhi’ye gideceğim otobüs firmasına götürmek için önceden anlaştığımız üzere dışarıda beni bekliyordu. Taç Mahal gezisi bittiğinde de anlaştığımız yerde beni beklediğini görünce iyi ki bu kişi ile anlaşmışım diyerek çok memnun oldum ve ona olan inancım daha da artmış oldu.
Tac Mahal, gerçekten önemli bir eser. Hindistan’ın Agra şehrinde, 1631-1654 yıllarında inşa edilmiş anıt mezar. İslâm türbe mimarisinin en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilir. Anlatması oldukça detaylı. Onunla ilgili detayları buradaki linkten veya başka kaynaklardan elde etmek mümkün. http://seyahat.mynet.com/tac-mahalin-hikayesi-1186586

Tac Mahalden ayrıldıktan sonra, daha önce Hindistan’da yolculuk yapmış olmanın tecrübesi ve bana yapılan tavsiye üzerine klimalı bir araba olsun diye talep ediyorum. Şoförle birlikte bir otobüs firmasına gidiyoruz, klimalı araba olsun diye firma temsilcisine tekrar ediyorum. Tamam problem yok, araba klimalı, şu saatte gelecek diyor. 1-2 saat bekledikten sonra araba gelince, arabaya binebilirsiniz diyorlar ve herkesle birlikte arabaya biniyoruz. Aman Allahım o nasıl bir klimalı araba. Klimalı dedikleri arabanın sağında ve solunda, koltuk üstlerine gelecek şekilde tavanlara asılı kimisi kırık, kimisi kusurlu çalışır, soğutmaz, kimisi hiç çalışmaz küçük küçük pervaneler. Hay Allah diyorsak da çaresiz bir yere oturmak durumundayız. Koltuk numarası falan yok. Boş bulduğun yere oturacaksın. Hava sıcak yanıyor. İster istemez uygun olduğunu düşündüğüm ortada bir yere oturuyoruz, fakat vantilatör neredeyse kendisini bile soğutmuyor. Öbürüne geçtim, çalışmıyor. Bir diğer koltuğa gittim, kimisinin kanatları kırık, rezalet bir durum. Nasılsa boş yerler var diyerek en arkada en köşede daracık bir yere oturuyorum; gerekirse tekrar daha uygun bir yere geçerim diye düşünüyorum ama o da ne? Araba birden bir doluveriyor, pir doluyor. Kadın, erkek, çoluk çocuk, otobüsün orta boşluğunda bile adım atacak yer kalmıyor. Ben arka köşede sıkışıp kalmış durumdayım. 4-5 saat, insanlar birbirine yapışık şekilde, yana yana, kan ter içinde, zar, zor gideceğimiz yere Delhi’ye varıyorum ama hayatım boyunca unutmakta zorluk çekeceğim yolculuklardan birisini yaşıyorum.

Daha önce de belirttiğim gibi, her ne hikmetse ben Yeni Delhi’nin yeni olan hiç yerini göremedim… Daha sonra ben yahu bu Yeni Delhi’nin neresi yeni ben yeni bir yer göremedim, nerede bu şehrin yeni yerleri diye sorduğumda ise “Onun kendisi değil adı Yeni Delhi” dir cevabını alıyorum.
“Son durak” denilerek şehir dışında bir yerde bırakılıyorum ancak o unutulmaz Hindistan otobüs yolculuğundan kurtulmuş olmanın ferahlığı ile otobüsten kendimi aşağıya atıveriyorum. Özel bir rekşa taşıma vasıtası ile anlaşıp beni karşılayacak Muhammad Nasir, şehrin merkezine yakın bir yerde çok şükür buluşuyoruz.

Muhammad Nasir, doktora yapan bir üniversite öğrencisi. O olmasa idi Hindistan gezisi belki de benim için eksik kalacaktı ve Yeni Delhi adına hafızamızda pek bir şey kalmayabilirdi.
Onunla beraber ilk olarak, yorgunluğa aldırmadan hemen kendisinin öğrenim gördüğü Jamia Millia Islamia (Milli İslami Üniversite) üniversitesini ziyaret etmeye başlıyoruz. (https://www.jmi.ac.in/) Bir tatil gününde kimi bulabilirsek diyoruz ve özellikle Sosyoloji Bölümünü ziyaret etmeye çalışıyoruz. Allah’tan ki hem Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Dr. Arvinder A. Ansari (https://www.jmi.ac.in/…/faculty-m…/Dr_Arvinder_A_Ansari-1861) hem de Arap Dili Bölümü Başkanı Prof. Dr. Habibullah Khan (https://www.jmi.ac.in/…/faculty-mem…/Dr_Habibullah_Khan-1458) ile görüşme imkanı bulabiliyorum.

Kendileri ile kısa ziyaretlerimizi tamamlayıp hatıra fotoğraflarını çektirdikten sonra, o gün şans eseri açık bulunan özel Kuran-ı Kerim sergisine rastlamak benim için çok önemli bir fırsat ve nimet oluyor. Çok büyük boyda değişik malzemeler üzerine ince işçilikler ile yazılmış çeşitli Kuran-ı Kerim hatları gerçekten görülmeye değer eşi benzeri olmayan eserlerdi.

Bu sergiyi de gezdikten sonra Hindistan’ı farklılaştıran diğer dini merkezleri gezmek önemli bir katma değer sağlayacaktı. Hindistan’da o kadar çok din var ki her birine ait bir tapınağı gezmek oldukça fazla zaman istiyor. Ancak hızlıca da olsa sırasıyla, imkan bulabildiğimiz ölçüde Sihlerin tapınağı bir Gurdwara, bir Hindu tapınağı ve Hindistan Bahailerinin merkezi olan Ulusal Bahai Tapınağını ziyaret ediyoruz.

İlk gittiğimiz Sih tapınağında orada bulunan görevli ile kısa bir röportaj yapıyorum ve Sihlerce önemli olan esasları öğreniyoruz. Başınızı örtmeden içeriye girmeniz mümkün değil.
“Sihlerin inancına göre Vaftiz olmuş Sih erkek ve kadınlar, Pencabi dilindeki isimleri nedeniyle 5K (penc kakke veya penc kakkar) diye anılan, Sihliğin 5 şartını yerine getirmek zorundalar. Bunlar:
1 – Kes veya keş: Tanrının yaratışındaki mükemmelliğe saygının bir işareti olarak saç kesiminin terk edilmesi ve saçların uzatılması. Erkekler için buna sakal ve vücut kılları da dahil. Sürekli yanlarında taşıdıkları ‘kanga’ adı verilen tarak ile günde iki kez saçlarını tararlar.
2 – Kanga veya Kanka: Kanga, çoğunlukla ahşaptan yapılmış saç tarağı. Halsalı Sihler günde iki kez bu tarakla saçlarını tarar. İlahi temizliği sembolize ediyor. Sürekli yanında taşımaktan kinaye, Roman argosundan Türkçe’ye geçen ve sürekli yanında gezdirilen arkadaşlar için kullanılan ‘kanka’ sözcüğünün de kaynağı.
3 – Kara: Çelik veya demirden bir bilezik. Dinlerine kendilerini teslim ettiklerinin bir sembolü ve inançlarını sürekli hatırda tutmalarının bir aracı olarak bunu sürekli takarlar.
4 – Kaççera veya Kaçça: Kadın erkek bütün vaftizli Sihlerin giymek zorunda olduğu şort şeklinde bir iç çamaşırı. Sihlere, cinsel arzularını kontrol etmelerini hatırlatır.
5 – Kirpan: Bütün vaftizli Sihlerin sürekli yanında taşımak zorunda olduğu kısa hançerdir. Sihlere, ne kendisine ne de başkasına yapılan zulme asla sessiz kalmama, yardımlarına koşma görevini hatırlatır.”
http://amerikabulteni.com/…/07/sih-dini-nedir-sihler-kimdi…/

Sihlerin Gurdwara’sından çıktıktan sonra hemen o yakınlarda bulunan bir Hindu tapınağına gittik ki daha girişte birçok hayvan heykeli sizi karşılıyor. Ayakkabılarınızı çıkararak içeri giriyorsunuz.
Hinduizm özetlemesi zor olan karmaşık bir din. “Hinduizm sık sık, sözde 330 milyon tanrıyı kabul eden çok tanrılı bir din olarak anlaşıldığı halde hepsinin üzerinde olan tek bir “tanrısı” da vardır ki bu da Brahma’dır.” Burada daha fazla detaya girmeden çeşitli kaynaklardan istifade edilebileceğini belirtmek isterim. https://www.gotquestions.org/Turkce/Hinduizm-Hindular.html

Yeni Delhi’de benim için önemli ziyaretlerden birisi de Bahailerin merkezini ziyaret etmek olmuştur. Çünkü çok önemli bir tapınak kabul edilen Bahai merkezi, oldukça geniş bir alana kurulmuş olup, her an çok yoğun bir ziyaretçi akınına uğramaktadır. Her tarafın yeşil olduğu mekanın, özellikle bahçe kısımları oldukça albenisi olan bir mekan. Tapınağın içine girmek için uzun süre kuyrukta bekledikten sonra yine ayakkabılarınızı çıkararak grup grup içeriye alınıyorsunuz ve içeriye girdiğiniz anda konuşmanız yasaklanıyor ve sükunet ortamında bir müddet oturup, oradaki havayı teneffüs ettikten bir müddet sonra dışarıya çıkmak durumunda kalıyorsunuz. http://www.bahai.in/house-of-worship/

Kısa ve hızlı da olsa 3 dine ait bu dini mekanları gezdikten ve büyük ölçüde merakımızın gitmesinden sonra Şintoistlerin ve Budistlerin tapınaklarını gitmek niyetinde olduğumuz Japonya’ya bırakarak günü noktalıyoruz.

Ancak esas hedeflerimizden birisi olan ve iftara davet edildiğimiz, Saad b Reşid yönetiminde yürütülen bir Medreseyi günün sonunda ziyaret ediyoruz. Ramazan gününde ziyaret ettiğimiz bu medrese de hafızlık yapan Kuran Kursundaki çocuklarla birlikte oluyoruz. Gerçekten o kadar samimi ve gayretli insanlarla bir arada olmak Hindistan gezimizin en önemli halkalarından birisini oluşturuyor. O çocukların bir taraftan hafızlık yaparlarken diğer taraftan da tulumbadan çektikleri sularla ve neşeli bir şekilde çamaşırlarını yıkadıklarını, bir taraftan kendi işlerini görürlerken diğer taraftan da gece kalkıp çok disiplinli bir şekilde ezberlerini yaptıklarını görmek Hindistan’daki dini hizmetlerin nasıl bir gayret ve özveri ile sürdürüldüğünü görmeye güzel bir örnek teşkil ediyor.

Medrese adını verdikleri Kuran Kursunda yapılan o güzel hizmetleri, samimiyeti ve özverili gayretleri görüp te sizlere birkaç kare de fotoğraf sunamayınca “Ah telefonum çalınmasaydı” demeden kendimiz alamıyorum.
Kısacası, Hindistan çok büyük bir ülke. Hindistan gibi büyük bir ülkede her çeşit dinin ve inancın mensuplarını bulmak mümkün. Yukarıda belirttiğimiz bazı gözlemlerimizle doyamasak da olabildiği kadarı ile 6 günlük Hindistan gezimize nokta koyarak Yeni Delhi havaalanından İstanbul’a uzanıyor, oradan gideceğimiz Japonya için Rotamızı çiziyoruz.

Danışmanlığını yaptığım Doktora öğrencimiz Ayhan direk tezini başarıyla savunup Doktor oldu

Danışmanlığım ile yürütülen doktora çalışmasında Ayhan Direk, Sosyal Sermaye ve Eğitim Kurumlarında Şiddet İlişkisini inceleyen tezini başarı ile savunarak Doktor unvanını almıştır. Kendisi tebrik eder, tez savunmasına jüri olarak katılan öğretim üyesi arkadaşlarımıza teşekkür ederiz. Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Prof. Dr. Mustafa Kemal Şan, SAÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünden Doç. Dr. Zeynel A. Kılınç, Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Doç. Dr. Mehmet Ali Aydemir, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Doç.Dr. Erhan Tecim.

 

Danışmanlığını yaptığım Filipinli öğrencim Charissa Vitto yüksek lisans tezini başarıyla tamamladı

Danışmanlığını yaptığım Filipinli öğrencim Charisse Vitto İngilizce olarak hazırladığı Türkiye ve Filipinli öğrenciler arasındaki internet tacizi konulu yüksek lisans tezini başarıyla tamamladı. kendisini tebrik ediyor, jüri üyeleri Zahit Atçıl ve Adem Bölükbaşı hocalarımız ile dinleyici katılımcılara teşekkür ediyoruz

Muş Varto İl Milli Eğitim Müdürleri ile gelecek için proje ürettik

Muş İl Milli Eğitim Müdürlüğü ‘Eğitimde Atılım ve Gelişim Arama Programı çerçevesinde ilçelerde yapılan Arama Konferanslarının ikincisi Muş Varto ilçesinde gerçekleştirildi. Çalışmaya İlçe Milli Eğitim Müdürü Yalçın Süne dışında şube müdürleri ve okul müdürleri katıldı.

Program öncesi Varto Kaymakamı Erkan KAÇMAZ bir açılış konuşması yaparak Muş Valisi Aziz Yıldırım ve İl Milli Eğitim Müdürü Metin İlci tarafından desteklenen Milli Eğitimdeki atılım seferberliğini her açıdan desteklediklerini belirtti.

Varto Arama Konferansında ortak akıl ile mevcut durum ortaya konularak gelecek planlaması yapıldı. 2 gün süren çalışmada katılımcılar U masa düzeninde değişen dünya analizleri, kurumsal geçmiş, geçmişten bugüne kuruluşun tarihi bağlantısı, nasıl bir kuruluş olma isteği sorgulaması, özet bir vizyon tasarımlarının yanında kuruluşun olumlu-olumsuz yönlerinin de ele alındığı İl Milli Eğitim Müdürlüğü yönetimi, strateji ve politikalar, öğretmen ve öğretmen motivasyonu, öğrencilere sunulan hizmetler ve öğrenci tutumları, insan kaynakları, veliler, okul aile birlikleri, mali ve fiziki mekanlar, alanlara göre birimler, okullar, katılımcılık, sürekli gelişme ve geliştirme, kalite yönetimi, süreçler, ölçmeye ve bilgiye dayalı yaklaşım, yeni fikirler ve projeler ele alındı.

Çalışmada gelecek planlaması yapılarak projeler üretildi. Çekilen hatıra fotoğrafı ile program son buldu.

Muş Milli Eğitimi’nde AKSİMA atılım programını başlattık

 

Doç. Dr. Ali Arslan tarafından Muş Milli Eğitim Müdürlüğü yöneticileri ile Arama Konferansı ve Kurumsal Check-up çalışması gerçekleştirildi. Çalışma Muş Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından şöyle haber yapıldı.

Muş Milli Eğitim Müdürlüğü Arama Konferansı

5. Hindistan (Amritsar, Lucknow, İmambara)

Seyahatimizin 5. ülkesi Hindistan. Hindistan’a sınır ihtilafından dolayı geçemezsin dedikleri Pakistan’dan kara yolu ile herhangi bir zorlukla karşılaşmadan geçiyorum. Çok da merak ediyordum bu ülkeyi. Yeşil pasaportumla 15 ülke içinde vize alarak gittiğim tek ülke. Çin’den sonra 1 milyar 324 milyon 171 bin kişilik nüfusu ve dünya toplam nüfusunun yüzde 17,8’ini barındıran Hindistan acaba nasıl bir ülke? Pakistan Lahor’dan motosiklet gibi üç tekerlekli bir rekşa ile Hindistan sınırına geliyorum. Tam sınırdan çıkarken çok samimi birisi benden Pakistan parasını alıp Hindistan rupisi vermek istiyor. İşimi kolaylaştırdığı için memnun oluyorum; fakat o sırada elimdeki Türk Liralarını görünce koleksiyon yapıyorum diyerek her birinden bir miktar alıyor.

Neyse gizemli hali ile uzaktan Hindistan’ı görüyorum. Ne olacağını ve ne ile karşılaşacağım ciddi şekilde merak ediyorum. Çünkü bir taraftan geçip geçemeyeceğim endişesi taşırken bir de stadyum gibi mekanda binlerce kişinin oturarak beklediğini görüyorum. Eyvah diyorum. Bu insanlar sınırı geçmek isteyen kişiler mi diye korkuyorum. Çünkü birkaç bin kişinin sınırı geçmesi en az 2-3 gün sürer. Fakat bu korkulara gerek olmadığını sınıra girince anlıyorum. Pakistan’dan ayrılıp Hindistan sınırına girdikten ve polisin beni başkaları ile birleştirmek için biraz bekletmesinden ve beni alıp iki taraftaki kalabalığın arasından sınırın iç tarafına götürmesi ile rahatlıyorum. Meğer o kalabalıklar, daha önceden de mutlaka görmem gerektiği söylenen ve hergün yapılan nöbet değişim töreni için o töreni izlemeye gelen insanlarmış. Akın akın gruplar halinde saat 4’ten sonra sınırdaki töreni izlemeye geliyorlar. Ben de töreni çok görmek istedim ama maalesef ulaşım zorluklarının sınırdan şehir içine gidişimi bir gün uzatacağı için töreni izlemekten vazgeçerek ilerliyorum. Sınırdan girdiğiniz andan itibaren Hindistan’daki dinlerlerden birisi olan sihizm dinine mensup kendilerine has kıyafet ve sakalları ile çok miktarda sihleri görüyorsunuz. Zaten sınıra yakın bulunan Amritsar, Altın tapınağın bulunduğu ve sihlerin hacı oldukları Sih merkezi. https://www.youtube.com/watch?v=WlplZYbcPVI

 

Sınırdaki işlemler bitince sınırdan birlikte geçtiğimiz birisi ile ortaklaşa bir taksi tutup bizdeki Kabe benzeri kutsal tapınaklarının en önemlisi olan, en önemli ziyaretgah kabul edilen Sihlerin merkezi Amritsar şehrine ve şehirdeki tapınağa gidiyorum. İçeriye, ancak tüm eşyalarınızı, ayakkabı ve çoraplarınızı emanete bıraktıktan, başınızı örttükten ve ayaklarınızı bir suya batırdıktan sonra çıplak ayakla girebiliyorsunuz. Tapınak içinde Ganj nehrinin bir uzantısı var ve bazı insanların belinde sihlerce kutsal kabul edilen 6 sembolden birisi olan kılıç görüyorsunuz.

Öte yandan şehre indiğinizde başka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz, insan insanı bisiklete benzer bir araçla çekerek veya motosiklet türü rekşa ile taşıyabiliyor. Hindistanın içlerine girdiğinizde ineklerin en büyük saltanat sürdüğü ülkenin Hindistan olduğunu anlıyorsunuz. Hindistan’da inekler kutsal. Onlara kimse karışamıyor, hem fakir bir halk olduğu hem de etinden sütünden faydalanamadıkları için bakımını kimse üstlenemediği için ineklerin ve çok sayıda köpeğin kendi başlarına istediği yerde istediği gibi dolaştığını görüyorsunuz. İnekler isterlerse en kalabalık alışveriş merkezlerine girebiliyorlar isterlerse sıklıkla gördüğünüz çöplüklerde eşinebiliyorlar.

 

Amritsar’dan sonra Yeni Delhi’ye hayatımda ilk defa gördüğüm koltuğu olmayan fakat içinde kompartmanlar halinde yatılacak yatakları bulunan bir otobüs ile geçiyorum. İlginç. Ülke büyük, gidilecek yolculuk yapılacak mesafeler uzak olduğu için öyle düşünmüşler herhalde. Gece uyandığımda aradaki koridorda birçok kadın erkek, çoluk çocuğun uyuduğunu görüyorum. Yeni Delhiye giderken ben yepyeni bir şehir göreceğimi bekliyordum ama ne gezer. Kafamdaki imaj yerle bir oluyor. Daha sonra birisi onun adının Yeni Delhi olduğunu ve kendisinin yeni olmadığını söyleyince en azından rahatlamış oluyorum. Ya da varsa ben yeni olan kısmını en azından bu defa göremiyorum

 

Hızlı bir turdan sonra dönüşüm Yeni Delhi’den olduğu için tekrar gelmek üzere uçakla Müslümanların yoğun olduğu Lucknow’a geçtim. Türkiye’de eğitim gören ve aynı zamanda Hindistan Alimlerinden Selman Huseyn Ennedevi’nin oğlu Yunus Huseyni’nin davetlisi olarak Lucknow’a gidiyorum ve orada kuruluşundan büyük emeklerinin geçmiş olduğu Jamia Syed Ahmad Shaheed Üniversitesini (http://jsasuniv.com/) ziyaret edip Müslümanların çalışmaları hakkında bilgi aldım. Kadir gecesi sonrasında bir hatim cemiyetine de denk gelen gecede hatim duasına katıldım. Hindistan alimlerinden olan Huseyn Ennedevi başta olmak üzere Hindistan Müslümanlarının başta Cumhurbaşkanımız Erdoğan olmak üzere Türkiye için özel dua ettiklerine şahit oldum. Hindistan Müslümanları Türkiye’yi adım adım takip ediyorlar ve Türkiye’nin başarılı olması için dua ediyorlar. Hatim duası sonunda Selman elhuseyni ennedewi ile bir roportaj gerçekleştirdim. (Detaylı bilgi için bak. http://bizimsivas.com.tr/haber/hindistanli-selman-en-nedvi-sohbetiyle-buyuledi-5467.html) Başta Selman Huseyni olmak üzere çocukları Yusuf ve Yunus kardeşler canla başla çalışıyorlar. Birçok İslam ülkesinde olduğu gibi Hindistan’da da müslüman olan herkes Erdoğan diyor. 1.5 milyara yakın nüfusa sahip olan Hindistan’da 200 milyona yakın % 15 oranıyla Müslüman nüfus bulunuyor. Hindulardan sonra en büyük kesimi Müslümanlar oluştururken, Endonezya’dan sonra en çok Müsülümanın bulunduğu ülke Hindistan ve Müslümanların yetiştiği önemli merkezlerden birisi de Lucknow.

Gündüz bu üniversiteyi ve çalışmaları yerinde inceledikten sonra Yunus Hüseyni ile birlikte Lucknow’daki önce İmambara’yı daha sonra da Hindistan’daki Müslüman alimlerin yetiştiği ve İslami çalışmaların yapıldığı önemli eğitim kurumlarından birisi olan Darul Ulum ve Ennedevi Üniversitesini (Nedvetu Ulema) ziyaret ediyoruz. Oradaki teravih namazına katılıp canlı ve başarılı çalışmalara şahit oluyorum.

 

Bara İmambara, Babür Devleti’nin idari sisteminde siyasi makam ve güç ifade eden Nevab (yerel prens) unvanlı Asaf ed-Devle tarafından 1784 yılında inşa edilmiş ve Tac Mahal’in mimarı olan Kifayatullah tarafından yapılmıştır. Bara İmambara’yı geziyoruz. İmambara, Şiîlerin özellikle Muharrem ayında oruç ve Kerbela olayını anma ile ilgili çeşitli törenler için bir araya geldiği bir toplanma mekândır..

 

Hindistan’a gitmeden önce Türkiye’yi ve çalıştığım İslam Konferansı Teşkilatı merkezini Emin Saraç hocamızla birlikte ziyaret ettiği sırada tanıma şerefine ulaştığım ve aynı zamanda “Müslümanların Gerilemesi ile Dünya Neler Kaybetti” kitabının yazarı olan Hindistan’ın önemli alimlerinden Ebul Hasen Ennedevi’yi alim bir zat olarak tanırdım. Üstad Ebul Hasan en Nedvi, Cemaat-i İslami’yi Mevdudi ile beraber kuran kişilerden birisi. Meğer Ennedevi sadece onun ismi değil, bir üniversite mensubiyeti için kullanılan bir unvan imiş. Yani birisine Ennedevi dediğimiz zaman Darunnedve’den mezun olmuş, Boğaziçi, ODTÜ, Sakarya Üniversitesi gibi o üniversiteden mezun olan kimseyi anlamamız gerekiyormuş. Birisinin Ennedevi ismini kullanması demek o kişinin Darunnedve mezunu olduğu anlamına geliyormuş.

Lucknow’dan sonra yolumuz Aggra’daki Tac Mahal’e doğru uzanıyor.

Devam edecek…

4. Pakistan (İslamabad) 8-10 Haziran 2018

Seyahatimizin 4. ülkesi Pakistan, önce İslamabad, sonra Lahora gidiyorum. Birbirini kardeş kabul eden ve birbirini seven iki ülke olduğumuz için bu yakınlıktan dolayı görmeyi çok arzu ettiğim bir ülke. Havaalanında indiğiniz andan itibaren bunu hissediyorsunuz. Türkiye ve Türklere karşı özel bir sevgi var. Sizi hemen şoförler karşılayıp, hem sizi kazanmaya hem de sizi istismar edilmeyesiniz diye korumaya çalışıyorlar. Birisi ile anlaşıp gideceğimiz adrese doğru yola koyuluyoruz. Doğrusu böyle geniş yollar beklemiyordum. Yeni havaalanından ayrılırken adım Ali olduğu için konu Şiilikten açılıyor. Ben sünniyim ve zaten Ali’nin aslıyım ve kendisiyim diyorum. Sünnilik ve Şiiliğe ne gerek var. Hepimiz Müslümanız. Meğer çoğunluk itibariyle sünni olan Pakistan’da önemli bir miktarda şii nüfüs da varmış.

Varacağımız adrese varıp ben çıkıp dolaşmak istediğimde İhsan Bey beni uyarıyor. “Hocam burası çok sıcak, kendi başınıza gezemezsiniz. Bizdeki otobüs sistemi gibi sistem yok, taksi tutmanız lazım diyor, arkasından da ilave ediyor. İslamabadta görülecek en önemli yer Kral Faysal camii. Caminin içerisine mutlaka girmelisiniz, yoksa ne anlamı var. Hava çok ama çok sıcak. Bunu Cuma namazı için pojesi Türk mimar Vedat Dolakay tarafından çizilen ve inşasında Türk mühendislerinin çalıştığı, ülkenin sembolleri arasında gösterilen Kral Faysal Camiinde Cuma namazını kılmak için çıktığımda anlıyorum. Caminin ancak son kısmında yer bulup içeri girebiliyorum.

Hemen yanına oturduğum Rähèèl Kurèshìl ile öylesine dost oluyoruz ki, sık sık selfi çektiriyoruz. Pakistanlılar Türkleri çok seviyor. Biz de onları tabii. Namazdan çıkınca cemaatten tanıştığım kimselere şehir merkezini ve İslam Üniversitesini soruyorum, bana tarif ediyorlar, seni bir yere kadar götürelim diyorlar ama önce bir yere uğrayacaklarını söylüyorlar. Ben de onlarlayım, meğer uğrayacakları yer Pakistan eski devlet başkanı, şehit edilen rahmetli Ziyahul Hak’ın kabri imiş. Şaşırıyorum. Cami bahçesinde o kadar mütevazi bir mezar ki hemen hatıralarım canlanıyor ve seviniyorum. Ziyaül Hak, 1987 yılında çalışmış bulunduğum İslam Konferansı Teşkilatı’ının bir birimi olan ve başında Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bulunduğu IRCICA’ya (İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’ne geldiğinde kendisi ile el sıkışmış ve tevazuundan dolayı çok sevmiştim. Hiç unutmuyorum, humble donation (mutevazı bir bağış) diyerek Merkeze 10.000 $ bağışlamıştı. Kabrini ziyaret ederek dua edip ayrılıyoruz. Sonra Pakistan Uluslararası İslam Üniversitesini arıyoruz ama sıcaktan takatimiz kesilip aramaktan vaz geçiyoruz.

Daha sonra Safdar Khan kardeşimiz ile anlaşıp şehirde ziyaret edilecek müze ve ulusal anıtı ziyaret ediyorum. Bu arada hükümet binaları ile Albayraklar tarafından yapılmış bulunan Türk metrobüs sisteminin fotoğrafını da uzaktan çekmekle yetiniyoruz. Ancak kayıp olduğu için burada milli anıttaki (National monument) fotoğraflarını yayınlayamıyorum.

Akşam beni bir sürpriz bekliyor. İslamabad’taki Türk kuruluşlarının temsilcileri ile iftarda bir arada oluyor. İHH, Kızılay, THY, TİKA…. Kendimi sanki Türkiye’de hissediyorum. Türkiye kuruluşları aracılığı ile Pakistan’da önemli bir hizmet sunuyor. Burada her birisini tek tek anlatmaya imkan yok. İyi ki varız diyorum. Elhamdülillah. Başta İhsan Özyürek olmak üzere birlikte olduğumuz bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Daha sonra da Lahor’a geçiyorum…. Devam edecek…

3. İran 5-7 Haziran 2018 (Astara, Tahran, Zencan, Tebriz)

Seyahatimizin 3. ülkesi İran. Azerbaycan Bakü’den Astara’ya trenle yolculuk yaparak gidiyoruz. Yolculuk boyunca tren personeli ile sabaha kadar İran ve şiilik üzerine konuşuyoruz. Astara, hem Azerbaycan hem de İran sınırında aynı ismi alıyor. Gümrük işlemlerinden ve sınırı geçtikten sonra Türkmen kardeşlerimizden taksi şoförü Akbar Mazaghi beni Tahran’a götürecek otobüse kadar götürüyor. Akbar Mazaghi ile hemen dost oluyoruz. Astara’ya girdiğimde Hz. Ali’yi anma ve aynı zamanda Humeyni’nin vefatı ile de bağlantılı yas günü olduğu için çok sayıda kişiyi özel kıyafetlerle ve çeşitli etkinliklerde görüyorum. Bütün İran’da yas günü programları yapılıyor. Hayret, Akbar Mazagi’de bineceğim otobüsün şoför ve muavini de Türkçe konuşuyor. Meğer İran’ın % 30-35’i Türk imiş.
Tahran’a karşılayan Hasan Hüseynzade kardeşimiz ise, işini gücünü bırakıp bütün gününe bana harcıyor. Geceyi Tahran’da geçirdikten ve kapalı çarşıyı gezip, cenaze namazına katılıp, bir gün Tahran’ı dolaştıktan sonra, ancak tatil günü olduğu için Tahran’a doyamadan Zencan’a geçiyorum. Boyuk Mollayı beni orada bekliyor. Ben büyük bir molla bekliyorum ama meğer onun adı Boyuk Mollayi, kendisi ise başarılı bir öğretmenmiş imiş. Her bakımdan bilgili olan Boyuk Mollayı öğretmen, ailesi ile beni kabul ederken, aynı zamanda Tahran’dan sonra yeşilliklerle dolu Zencan’ı, ertesi gün de, Zencan yakınında bulunan Sultaniye şehrini gezdiryor.

Burada Hz. Ali için yapılmış fakat daha sonra bir Moğol hükümdarının türbesi haline getirilmiş bulunan Sultaniye Gümbed’ini, kısacası Moğalların önemli bir merkezi şehrini ve tarihi eserleri ziyaret ediyoruz.

Daha sonra Tebriz ve Tebrizli kardeşimiz Emir bizi bağrına basıyor. Ve onunla adeta kardeş oluyor, Tebriz Üniversitesi de dahil bütün şehri karış karış geziyoruz. Ayrılırken burada bir kardeşiniz olduğunu unutmayın diye de tembih ediyor.

İran, şiiliği bir kültür haline getirmiş. Burada bunun aksini düşünebilmek çok zor. Bunu her ortamda görüyorsunuz. Her yerde İmam Humeyni ve Dini Lider Ayetullah Hameneyin fotoğrafları bulunuyor. Onların bağlayıcılığı bulunuyor. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin hiç bir yerde fotoğrafını görmedim. Kadınların başlarını örtmesi zorunluluk ama bu konuda zorlayıcı bir ölçü yok. Örneğin başındaki örtüyü başından aşağı düşürenleri görmek de mümkün. Fakat o kadar fazla Türkçe konuşan insan var ki dil bilmeseniz bile yabancılık çekmezsiniz. Yas günleri nedeniyle tatil olmasına rağmen tahran dinamik ve hareketli, Zencan tabiat dolu, Tebriz sakin ve huzur şehri. Teşekkürler Akbar Mazaghi, teşekkürler Hasan kardeşim, teşekkürler Boyuk Mollayi, teşekkürler Emir kardeşim. Sizlerle İran bir başkaydı.

2. Azerbaycan- Gence 2. Haziran 2018

Seyahatimizin 2. ülkesi 1918’de “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” nidaları ile bağımsızlığını ilan eden kardeş ülke Azerbaycan. Gence ile başlayıp Bakü ile bitiriyoruz. Gence’de Ilham Huseynov Bakü’de Enver Chingizoglu karşılıyor. Azerbaycan ile dilimizin bu kadar yakın olduğunu inanın bilmiyordum. Yarım saat dinledikten sonra kendimi asgar Huseynov Bey’in yöneticisi olduğu Kinetix firması çalışanlarına Türkçe eğitim veriyor buldum. Tercümansız bir şekilde rahatça anlaşabildik. Birlikte hareket edildiğinde büyük bir potansiyeliz.
Gence, tarihi ve Azerbaycan’ın ikinci büyük şehri. Şah Abbas Cuma camii, Han Bağı, Gence Türk Konsolosluğu, şehir merkezi, Türk Dünyasının en büyük şairlerinden 1141 doğumlu Nizami Gencevi’nin mezarı gezebildiğimiz yerlerden önde olanlar.
Bakü,Azerbaycan’ın başşehri. 80 adet eserin yazarı Enver Cingizoğlu’nun misafiriyiz. Bir günde gezilebilecek bir yer değil. Hızlıca gezebildiğimiz yerler Bakü Milli parkı, Türk şehitliği, şehir merkezi, Diyanet İşleri Vakfının yaptırdığı Cami, hükümet binaları çevresi ziyaret ettiğimiz mekanlardan bazıları. Teşekkürler İlham Hüseyinov, teşekkürler Enver Cingizoğlu, teşekkürler Ekber, Asgar huseynova, Vahid Mamedov Elvin Aliyev Beyler ve tüm Azerbaycanlı dostlar.

1. Suudi Arabistan (Umre 26 Mayıs-1 Haziran 2018)

Elhamdülillah, Allah’ın yardımı ile 2 ay gibi kısa bir zamanda 15 ülkeyi ziyaret etmek nasip oldu. Unutulmaması ve faydalanılması adına, döner dönmez bunları fotoğraflar şeklinde sırasıyla paylaşıyorum. İnşallah kısmet olursa önümüzdeki günlerde bunlardan bilimsel bir çalışma çıkarmaya çalışacağım. Bu program esnasında yüzlerce kişiyi tanıdım ve yüzlerce kişinin yardımını aldım.

Genellikle dostların evlerinde misafir oldum, izzet ve ikram gördüm. Ben demedim ama 80 li yıllarda filmini izleyip zihnimde yer eden ünlü Faslı seyyah İbn-i Batuta’ya atfen Faslılar tarafından günümüzün İbn-i Batuta’ sı olarak iltifat aldım  Bu güzel insanların hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 3 ay önce düşünemediğim böyle bir imkanı bana sunduğu için Rabbime şükrediyorum. 

Ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerin yer aldığı bu programda İslam dünyası olarak ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğumuzu fakat ne kadar fazla eksiğimizin olduğunu da gördüm. Artısı ve eksisi ile, zorluk ve kolaylıkları ile insanlık dünyasından bir demet… 
1. Suudi Arabistan (Umre)
2. Azerbaycan
3. İran
4. Pakistan
5. Hindistan
6. Malezya
7. Singapur
8. Endonezya
9. Japonya
10. İspanya
11. Fas
12. Cezayir
13. Tunus
14. Katar
15. Bosna-Hersek