Kategori arşivi: Gezi-Gözlem

5. Hindistan (Amritsar, Lucknow, İmambara)

Seyahatimizin 5. ülkesi Hindistan. Hindistan’a sınır ihtilafından dolayı geçemezsin dedikleri Pakistan’dan kara yolu ile herhangi bir zorlukla karşılaşmadan geçiyorum. Çok da merak ediyordum bu ülkeyi. Yeşil pasaportumla 15 ülke içinde vize alarak gittiğim tek ülke. Çin’den sonra 1 milyar 324 milyon 171 bin kişilik nüfusu ve dünya toplam nüfusunun yüzde 17,8’ini barındıran Hindistan acaba nasıl bir ülke? Pakistan Lahor’dan motosiklet gibi üç tekerlekli bir rekşa ile Hindistan sınırına geliyorum. Tam sınırdan çıkarken çok samimi birisi benden Pakistan parasını alıp Hindistan rupisi vermek istiyor. İşimi kolaylaştırdığı için memnun oluyorum; fakat o sırada elimdeki Türk Liralarını görünce koleksiyon yapıyorum diyerek her birinden bir miktar alıyor.

Neyse gizemli hali ile uzaktan Hindistan’ı görüyorum. Ne olacağını ve ne ile karşılaşacağım ciddi şekilde merak ediyorum. Çünkü bir taraftan geçip geçemeyeceğim endişesi taşırken bir de stadyum gibi mekanda binlerce kişinin oturarak beklediğini görüyorum. Eyvah diyorum. Bu insanlar sınırı geçmek isteyen kişiler mi diye korkuyorum. Çünkü birkaç bin kişinin sınırı geçmesi en az 2-3 gün sürer. Fakat bu korkulara gerek olmadığını sınıra girince anlıyorum. Pakistan’dan ayrılıp Hindistan sınırına girdikten ve polisin beni başkaları ile birleştirmek için biraz bekletmesinden ve beni alıp iki taraftaki kalabalığın arasından sınırın iç tarafına götürmesi ile rahatlıyorum. Meğer o kalabalıklar, daha önceden de mutlaka görmem gerektiği söylenen ve hergün yapılan nöbet değişim töreni için o töreni izlemeye gelen insanlarmış. Akın akın gruplar halinde saat 4’ten sonra sınırdaki töreni izlemeye geliyorlar. Ben de töreni çok görmek istedim ama maalesef ulaşım zorluklarının sınırdan şehir içine gidişimi bir gün uzatacağı için töreni izlemekten vazgeçerek ilerliyorum. Sınırdan girdiğiniz andan itibaren Hindistan’daki dinlerlerden birisi olan sihizm dinine mensup kendilerine has kıyafet ve sakalları ile çok miktarda sihleri görüyorsunuz. Zaten sınıra yakın bulunan Amritsar, Altın tapınağın bulunduğu ve sihlerin hacı oldukları Sih merkezi. https://www.youtube.com/watch?v=WlplZYbcPVI

 

Sınırdaki işlemler bitince sınırdan birlikte geçtiğimiz birisi ile ortaklaşa bir taksi tutup bizdeki Kabe benzeri kutsal tapınaklarının en önemlisi olan, en önemli ziyaretgah kabul edilen Sihlerin merkezi Amritsar şehrine ve şehirdeki tapınağa gidiyorum. İçeriye, ancak tüm eşyalarınızı, ayakkabı ve çoraplarınızı emanete bıraktıktan, başınızı örttükten ve ayaklarınızı bir suya batırdıktan sonra çıplak ayakla girebiliyorsunuz. Tapınak içinde Ganj nehrinin bir uzantısı var ve bazı insanların belinde sihlerce kutsal kabul edilen 6 sembolden birisi olan kılıç görüyorsunuz.

Öte yandan şehre indiğinizde başka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz, insan insanı bisiklete benzer bir araçla çekerek veya motosiklet türü rekşa ile taşıyabiliyor. Hindistanın içlerine girdiğinizde ineklerin en büyük saltanat sürdüğü ülkenin Hindistan olduğunu anlıyorsunuz. Hindistan’da inekler kutsal. Onlara kimse karışamıyor, hem fakir bir halk olduğu hem de etinden sütünden faydalanamadıkları için bakımını kimse üstlenemediği için ineklerin ve çok sayıda köpeğin kendi başlarına istediği yerde istediği gibi dolaştığını görüyorsunuz. İnekler isterlerse en kalabalık alışveriş merkezlerine girebiliyorlar isterlerse sıklıkla gördüğünüz çöplüklerde eşinebiliyorlar.

 

Amritsar’dan sonra Yeni Delhi’ye hayatımda ilk defa gördüğüm koltuğu olmayan fakat içinde kompartmanlar halinde yatılacak yatakları bulunan bir otobüs ile geçiyorum. İlginç. Ülke büyük, gidilecek yolculuk yapılacak mesafeler uzak olduğu için öyle düşünmüşler herhalde. Gece uyandığımda aradaki koridorda birçok kadın erkek, çoluk çocuğun uyuduğunu görüyorum. Yeni Delhiye giderken ben yepyeni bir şehir göreceğimi bekliyordum ama ne gezer. Kafamdaki imaj yerle bir oluyor. Daha sonra birisi onun adının Yeni Delhi olduğunu ve kendisinin yeni olmadığını söyleyince en azından rahatlamış oluyorum. Ya da varsa ben yeni olan kısmını en azından bu defa göremiyorum

 

Hızlı bir turdan sonra dönüşüm Yeni Delhi’den olduğu için tekrar gelmek üzere uçakla Müslümanların yoğun olduğu Lucknow’a geçtim. Türkiye’de eğitim gören ve aynı zamanda Hindistan Alimlerinden Selman Huseyn Ennedevi’nin oğlu Yunus Huseyni’nin davetlisi olarak Lucknow’a gidiyorum ve orada kuruluşundan büyük emeklerinin geçmiş olduğu Jamia Syed Ahmad Shaheed Üniversitesini (http://jsasuniv.com/) ziyaret edip Müslümanların çalışmaları hakkında bilgi aldım. Kadir gecesi sonrasında bir hatim cemiyetine de denk gelen gecede hatim duasına katıldım. Hindistan alimlerinden olan Huseyn Ennedevi başta olmak üzere Hindistan Müslümanlarının başta Cumhurbaşkanımız Erdoğan olmak üzere Türkiye için özel dua ettiklerine şahit oldum. Hindistan Müslümanları Türkiye’yi adım adım takip ediyorlar ve Türkiye’nin başarılı olması için dua ediyorlar. Hatim duası sonunda Selman elhuseyni ennedewi ile bir roportaj gerçekleştirdim. (Detaylı bilgi için bak. http://bizimsivas.com.tr/haber/hindistanli-selman-en-nedvi-sohbetiyle-buyuledi-5467.html) Başta Selman Huseyni olmak üzere çocukları Yusuf ve Yunus kardeşler canla başla çalışıyorlar. Birçok İslam ülkesinde olduğu gibi Hindistan’da da müslüman olan herkes Erdoğan diyor. 1.5 milyara yakın nüfusa sahip olan Hindistan’da 200 milyona yakın % 15 oranıyla Müslüman nüfus bulunuyor. Hindulardan sonra en büyük kesimi Müslümanlar oluştururken, Endonezya’dan sonra en çok Müsülümanın bulunduğu ülke Hindistan ve Müslümanların yetiştiği önemli merkezlerden birisi de Lucknow.

Gündüz bu üniversiteyi ve çalışmaları yerinde inceledikten sonra Yunus Hüseyni ile birlikte Lucknow’daki önce İmambara’yı daha sonra da Hindistan’daki Müslüman alimlerin yetiştiği ve İslami çalışmaların yapıldığı önemli eğitim kurumlarından birisi olan Darul Ulum ve Ennedevi Üniversitesini (Nedvetu Ulema) ziyaret ediyoruz. Oradaki teravih namazına katılıp canlı ve başarılı çalışmalara şahit oluyorum.

 

Bara İmambara, Babür Devleti’nin idari sisteminde siyasi makam ve güç ifade eden Nevab (yerel prens) unvanlı Asaf ed-Devle tarafından 1784 yılında inşa edilmiş ve Tac Mahal’in mimarı olan Kifayatullah tarafından yapılmıştır. Bara İmambara’yı geziyoruz. İmambara, Şiîlerin özellikle Muharrem ayında oruç ve Kerbela olayını anma ile ilgili çeşitli törenler için bir araya geldiği bir toplanma mekândır..

 

Hindistan’a gitmeden önce Türkiye’yi ve çalıştığım İslam Konferansı Teşkilatı merkezini Emin Saraç hocamızla birlikte ziyaret ettiği sırada tanıma şerefine ulaştığım ve aynı zamanda “Müslümanların Gerilemesi ile Dünya Neler Kaybetti” kitabının yazarı olan Hindistan’ın önemli alimlerinden Ebul Hasen Ennedevi’yi alim bir zat olarak tanırdım. Üstad Ebul Hasan en Nedvi, Cemaat-i İslami’yi Mevdudi ile beraber kuran kişilerden birisi. Meğer Ennedevi sadece onun ismi değil, bir üniversite mensubiyeti için kullanılan bir unvan imiş. Yani birisine Ennedevi dediğimiz zaman Darunnedve’den mezun olmuş, Boğaziçi, ODTÜ, Sakarya Üniversitesi gibi o üniversiteden mezun olan kimseyi anlamamız gerekiyormuş. Birisinin Ennedevi ismini kullanması demek o kişinin Darunnedve mezunu olduğu anlamına geliyormuş.

Lucknow’dan sonra yolumuz Aggra’daki Tac Mahal’e doğru uzanıyor.

Devam edecek…

4. Pakistan (İslamabad) 8-10 Haziran 2018

Seyahatimizin 4. ülkesi Pakistan, önce İslamabad, sonra Lahora gidiyorum. Birbirini kardeş kabul eden ve birbirini seven iki ülke olduğumuz için bu yakınlıktan dolayı görmeyi çok arzu ettiğim bir ülke. Havaalanında indiğiniz andan itibaren bunu hissediyorsunuz. Türkiye ve Türklere karşı özel bir sevgi var. Sizi hemen şoförler karşılayıp, hem sizi kazanmaya hem de sizi istismar edilmeyesiniz diye korumaya çalışıyorlar. Birisi ile anlaşıp gideceğimiz adrese doğru yola koyuluyoruz. Doğrusu böyle geniş yollar beklemiyordum. Yeni havaalanından ayrılırken adım Ali olduğu için konu Şiilikten açılıyor. Ben sünniyim ve zaten Ali’nin aslıyım ve kendisiyim diyorum. Sünnilik ve Şiiliğe ne gerek var. Hepimiz Müslümanız. Meğer çoğunluk itibariyle sünni olan Pakistan’da önemli bir miktarda şii nüfüs da varmış.

Varacağımız adrese varıp ben çıkıp dolaşmak istediğimde İhsan Bey beni uyarıyor. “Hocam burası çok sıcak, kendi başınıza gezemezsiniz. Bizdeki otobüs sistemi gibi sistem yok, taksi tutmanız lazım diyor, arkasından da ilave ediyor. İslamabadta görülecek en önemli yer Kral Faysal camii. Caminin içerisine mutlaka girmelisiniz, yoksa ne anlamı var. Hava çok ama çok sıcak. Bunu Cuma namazı için pojesi Türk mimar Vedat Dolakay tarafından çizilen ve inşasında Türk mühendislerinin çalıştığı, ülkenin sembolleri arasında gösterilen Kral Faysal Camiinde Cuma namazını kılmak için çıktığımda anlıyorum. Caminin ancak son kısmında yer bulup içeri girebiliyorum.

Hemen yanına oturduğum Rähèèl Kurèshìl ile öylesine dost oluyoruz ki, sık sık selfi çektiriyoruz. Pakistanlılar Türkleri çok seviyor. Biz de onları tabii. Namazdan çıkınca cemaatten tanıştığım kimselere şehir merkezini ve İslam Üniversitesini soruyorum, bana tarif ediyorlar, seni bir yere kadar götürelim diyorlar ama önce bir yere uğrayacaklarını söylüyorlar. Ben de onlarlayım, meğer uğrayacakları yer Pakistan eski devlet başkanı, şehit edilen rahmetli Ziyahul Hak’ın kabri imiş. Şaşırıyorum. Cami bahçesinde o kadar mütevazi bir mezar ki hemen hatıralarım canlanıyor ve seviniyorum. Ziyaül Hak, 1987 yılında çalışmış bulunduğum İslam Konferansı Teşkilatı’ının bir birimi olan ve başında Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bulunduğu IRCICA’ya (İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’ne geldiğinde kendisi ile el sıkışmış ve tevazuundan dolayı çok sevmiştim. Hiç unutmuyorum, humble donation (mutevazı bir bağış) diyerek Merkeze 10.000 $ bağışlamıştı. Kabrini ziyaret ederek dua edip ayrılıyoruz. Sonra Pakistan Uluslararası İslam Üniversitesini arıyoruz ama sıcaktan takatimiz kesilip aramaktan vaz geçiyoruz.

Daha sonra Safdar Khan kardeşimiz ile anlaşıp şehirde ziyaret edilecek müze ve ulusal anıtı ziyaret ediyorum. Bu arada hükümet binaları ile Albayraklar tarafından yapılmış bulunan Türk metrobüs sisteminin fotoğrafını da uzaktan çekmekle yetiniyoruz. Ancak kayıp olduğu için burada milli anıttaki (National monument) fotoğraflarını yayınlayamıyorum.

Akşam beni bir sürpriz bekliyor. İslamabad’taki Türk kuruluşlarının temsilcileri ile iftarda bir arada oluyor. İHH, Kızılay, THY, TİKA…. Kendimi sanki Türkiye’de hissediyorum. Türkiye kuruluşları aracılığı ile Pakistan’da önemli bir hizmet sunuyor. Burada her birisini tek tek anlatmaya imkan yok. İyi ki varız diyorum. Elhamdülillah. Başta İhsan Özyürek olmak üzere birlikte olduğumuz bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Daha sonra da Lahor’a geçiyorum…. Devam edecek…

3. İran 5-7 Haziran 2018 (Astara, Tahran, Zencan, Tebriz)

Seyahatimizin 3. ülkesi İran. Azerbaycan Bakü’den Astara’ya trenle yolculuk yaparak gidiyoruz. Yolculuk boyunca tren personeli ile sabaha kadar İran ve şiilik üzerine konuşuyoruz. Astara, hem Azerbaycan hem de İran sınırında aynı ismi alıyor. Gümrük işlemlerinden ve sınırı geçtikten sonra Türkmen kardeşlerimizden taksi şoförü Akbar Mazaghi beni Tahran’a götürecek otobüse kadar götürüyor. Akbar Mazaghi ile hemen dost oluyoruz. Astara’ya girdiğimde Hz. Ali’yi anma ve aynı zamanda Humeyni’nin vefatı ile de bağlantılı yas günü olduğu için çok sayıda kişiyi özel kıyafetlerle ve çeşitli etkinliklerde görüyorum. Bütün İran’da yas günü programları yapılıyor. Hayret, Akbar Mazagi’de bineceğim otobüsün şoför ve muavini de Türkçe konuşuyor. Meğer İran’ın % 30-35’i Türk imiş.
Tahran’a karşılayan Hasan Hüseynzade kardeşimiz ise, işini gücünü bırakıp bütün gününe bana harcıyor. Geceyi Tahran’da geçirdikten ve kapalı çarşıyı gezip, cenaze namazına katılıp, bir gün Tahran’ı dolaştıktan sonra, ancak tatil günü olduğu için Tahran’a doyamadan Zencan’a geçiyorum. Boyuk Mollayı beni orada bekliyor. Ben büyük bir molla bekliyorum ama meğer onun adı Boyuk Mollayi, kendisi ise başarılı bir öğretmenmiş imiş. Her bakımdan bilgili olan Boyuk Mollayı öğretmen, ailesi ile beni kabul ederken, aynı zamanda Tahran’dan sonra yeşilliklerle dolu Zencan’ı, ertesi gün de, Zencan yakınında bulunan Sultaniye şehrini gezdiryor.

Burada Hz. Ali için yapılmış fakat daha sonra bir Moğol hükümdarının türbesi haline getirilmiş bulunan Sultaniye Gümbed’ini, kısacası Moğalların önemli bir merkezi şehrini ve tarihi eserleri ziyaret ediyoruz.

Daha sonra Tebriz ve Tebrizli kardeşimiz Emir bizi bağrına basıyor. Ve onunla adeta kardeş oluyor, Tebriz Üniversitesi de dahil bütün şehri karış karış geziyoruz. Ayrılırken burada bir kardeşiniz olduğunu unutmayın diye de tembih ediyor.

İran, şiiliği bir kültür haline getirmiş. Burada bunun aksini düşünebilmek çok zor. Bunu her ortamda görüyorsunuz. Her yerde İmam Humeyni ve Dini Lider Ayetullah Hameneyin fotoğrafları bulunuyor. Onların bağlayıcılığı bulunuyor. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin hiç bir yerde fotoğrafını görmedim. Kadınların başlarını örtmesi zorunluluk ama bu konuda zorlayıcı bir ölçü yok. Örneğin başındaki örtüyü başından aşağı düşürenleri görmek de mümkün. Fakat o kadar fazla Türkçe konuşan insan var ki dil bilmeseniz bile yabancılık çekmezsiniz. Yas günleri nedeniyle tatil olmasına rağmen tahran dinamik ve hareketli, Zencan tabiat dolu, Tebriz sakin ve huzur şehri. Teşekkürler Akbar Mazaghi, teşekkürler Hasan kardeşim, teşekkürler Boyuk Mollayi, teşekkürler Emir kardeşim. Sizlerle İran bir başkaydı.

2. Azerbaycan- Gence 2. Haziran 2018

Seyahatimizin 2. ülkesi 1918’de “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” nidaları ile bağımsızlığını ilan eden kardeş ülke Azerbaycan. Gence ile başlayıp Bakü ile bitiriyoruz. Gence’de Ilham Huseynov Bakü’de Enver Chingizoglu karşılıyor. Azerbaycan ile dilimizin bu kadar yakın olduğunu inanın bilmiyordum. Yarım saat dinledikten sonra kendimi asgar Huseynov Bey’in yöneticisi olduğu Kinetix firması çalışanlarına Türkçe eğitim veriyor buldum. Tercümansız bir şekilde rahatça anlaşabildik. Birlikte hareket edildiğinde büyük bir potansiyeliz.
Gence, tarihi ve Azerbaycan’ın ikinci büyük şehri. Şah Abbas Cuma camii, Han Bağı, Gence Türk Konsolosluğu, şehir merkezi, Türk Dünyasının en büyük şairlerinden 1141 doğumlu Nizami Gencevi’nin mezarı gezebildiğimiz yerlerden önde olanlar.
Bakü,Azerbaycan’ın başşehri. 80 adet eserin yazarı Enver Cingizoğlu’nun misafiriyiz. Bir günde gezilebilecek bir yer değil. Hızlıca gezebildiğimiz yerler Bakü Milli parkı, Türk şehitliği, şehir merkezi, Diyanet İşleri Vakfının yaptırdığı Cami, hükümet binaları çevresi ziyaret ettiğimiz mekanlardan bazıları. Teşekkürler İlham Hüseyinov, teşekkürler Enver Cingizoğlu, teşekkürler Ekber, Asgar huseynova, Vahid Mamedov Elvin Aliyev Beyler ve tüm Azerbaycanlı dostlar.

1. Suudi Arabistan (Umre 26 Mayıs-1 Haziran 2018)

Elhamdülillah, Allah’ın yardımı ile 2 ay gibi kısa bir zamanda 15 ülkeyi ziyaret etmek nasip oldu. Unutulmaması ve faydalanılması adına, döner dönmez bunları fotoğraflar şeklinde sırasıyla paylaşıyorum. İnşallah kısmet olursa önümüzdeki günlerde bunlardan bilimsel bir çalışma çıkarmaya çalışacağım. Bu program esnasında yüzlerce kişiyi tanıdım ve yüzlerce kişinin yardımını aldım.

Genellikle dostların evlerinde misafir oldum, izzet ve ikram gördüm. Ben demedim ama 80 li yıllarda filmini izleyip zihnimde yer eden ünlü Faslı seyyah İbn-i Batuta’ya atfen Faslılar tarafından günümüzün İbn-i Batuta’ sı olarak iltifat aldım  Bu güzel insanların hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 3 ay önce düşünemediğim böyle bir imkanı bana sunduğu için Rabbime şükrediyorum. 

Ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerin yer aldığı bu programda İslam dünyası olarak ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğumuzu fakat ne kadar fazla eksiğimizin olduğunu da gördüm. Artısı ve eksisi ile, zorluk ve kolaylıkları ile insanlık dünyasından bir demet… 
1. Suudi Arabistan (Umre)
2. Azerbaycan
3. İran
4. Pakistan
5. Hindistan
6. Malezya
7. Singapur
8. Endonezya
9. Japonya
10. İspanya
11. Fas
12. Cezayir
13. Tunus
14. Katar
15. Bosna-Hersek

Suriye’de bir günümüz: Var olmak için kardeşçe dayanışmaya ihtiyaç var


Geçtiğimiz günlerde İHH’nın Suriye’de kurmuş olduğu Uluslararası Şam Üniversitesi’ni ziyaret etmek üzere Suriye’de bulundum ve Üniversite’nin çalışmaları ile birlikte Türkiye’nin desteği ile alınan El-Bab bölgesini ziyaret ettim ve oradaki insanların bulundukları durumunu inceledim.

Öncelikle şunu söylemem gerekir ki, bölgede yardım eden çeşitli kuruluşlar bulunmakla birlikte Türkiye’nin ve tabiiki İHH’nın itibarı çok fazla. Türkiye’nin vermiş olduğu destek oradaki insanlara tam anlamıyla hayat suyu olmuş. Türkiye’den olduğunuzu söylediğinizde bütün kapılar açılıyor ve her türlü kolaylık gösteriliyor. İnsanların yüzüne sevinç gelmiş, her türlü darlığa ve sıkıntıya rağmen ümitler son derece yükselmiş.

İHH’nın çalışmalarından başlayacak olursak, Kilis’te kuruduğu lojistik merkezi ve bütün organları ile birlikte kendi başına onbinlerce insana, yeme içme gıda, giyim vb. her türlü insani yardım yapılması için çok sistematik olarak çalışılıyor. Binlerce insanın derdine derman olup ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bunun dışında çok özel bir alan olarak oradaki gençlerin kendi mekanlarında üniversite öğretimi ihtiyacını karşılamak üzere Uluslararası Şam Üniversitesini kurmuşlar. Üniversite, yoğun bir şekilde gelişme çabası gösteriyor. Halen 4 fakülte öğrenime başlamış.

Derslerin bitimi zamanında gittiğimiz için çok fazla öğrenci olmasa da bir miktar öğrenci ve bazı hocalarla görüşme imkanı bulduk. İHH’nın Üniversite’den sorumlu bir yönetim kurulu ayrıca görev yaparak Suriyelilerden oluşan idari ve akademik kadroya her türlü maddi ve manevi desteği veriyor. Yönetim Kurulu Üyeleri İsmail Yılmaz ve Sebahattin Aydın ile hem üniversiteyi hem de bölgeyi, gezdik çalışmalar hakkında yerinde bilgi aldık. Öğrencilerle görüştük. Ağızlarından dualar düşmüyor, “Siz olmasaydınız biz yoktuk diyerek her türlü teşekkür ve saygıyı gösteriyorlar.”
Üniversite’de halen 4 fakülte bulunuyor.
• İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
• Mühendislik Fakültesi
• İlahiyat Fakültesi
• Siyasi Bilimler Fakültesi
Üniversitede yapılanma ve genişleme çalışmaları devam ederken, öğrenci ve hocalar oldukça memnun.

Vakit darlığından Cerablus bölgesine gitme imkanı bulamadık. Üniversite dışına özellikle el Bab bölgesinde detaylı ziyaretlerimiz oldu.İHH; Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ve bazı vakıfların yaptığı çalışmalar ve restorasyonlar var. Bölge yerel yönetimini ziyaret ettik. Yerel yönetimler halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere olağan üstü çaba gösteriyorlar.

Motosiklet en çok kullanılan ulaşım araçlarından birisi. Kamplar tıklım tıklım dolu. Kamplar dışında halk günlük faaliyetlerine devam ederken, bir taraftan bir an önce çözüm gelmesini bekliyor, diğer taraftan da olaylara gerçekçi bakarak tedbirleri de elden bırakmıyorlar.

Dileğimiz, islam dünyasının gücünün yok edilmeye çalışıldığı bölgede bir an evvel huzura kavuşulması ve ümmetin gücünün anlamsız şekilde tüketilmemesi.

Gençlik ve Spor Bakanlığı yaz kamplarında gençlerle beraberiz

Gençlik ve Spor Bakanlığının gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak kalması, güzel alışkanlıklar kazanması ve yeni dostluklar geliştirmesi amacıyla Türkiye’nin muhtelif yerlerinde, genellikle orman içi ve deniz kenarlarında organize ettiği gençlik kampları düzenli olarak devam ediyor.

Daha önce olduğu gibi bu yıl da Trabzon ve Aydın Kuşadası’nda gençlerle beraber olduk, onların ruhi ve zihinsel gelişimleri için katkı sağlamaya çalıştık.
 
Her bölgeden kız ve erkekler için ayrı ayrı düzenlenen ve çok sayıda kişinin katkısı ile gerçekleşen bu programların katıldığımız bölümlerinde gençleri motive etmeye, onları Türkiye paydası altında birleştirmeye çalıştık. Türkiye’nin her bölgesinden katılımcının olduğu kamplarda biz de hem keyif aldık hem de gençler için ilham kaynağı olmaya çalıştık.
 
Kamplar ile ilgili detaylı bilgi almak isteyenler http://genclikkamplari.gsb.gov.tr/Modul/BasvuruSartlari.aspx Bakanlığın ilgili bölümünden bilgi alabilir.

Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Kamplarında il il seminer  veriyoruz

20160612_231416_HDR

Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik ve İzcilik Kampı 1. Dönem Trabzon Düzköy Kampı 12-17 Haziran 2016

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın her yıl çeşitli illerde düzenlediği gençlik kamplarında il il seminer veriyoruz. 13 dönem olarak düzenlenen ve 12-17 Haziran 2016 tarihlerinde  Trabzon, Kastamonu, Manisa, Osmaniye illerinde katıldığım  1. Dönem kamplarının Ramazan ayına rastlayan bölümünün teması Ramazan kampı. Diyanet İşleri Başkanlığının da destek verdiği projede tiyatro, atıcılık, folklör, Kuran-ı Kerim okuma gibi çok yönlü etkinlikler gerçekleştiriliyor.

DSC_0036

Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik ve İzcilik Kampı 1. Dönem Manisa Kırkağaç Kampı 12-17 Haziran 2016

Trabzon Düzköyde katıldığım kamptaki konuşmanın konusu “Başarının Önündeki Engeller ve Hz. Muhammedin Liderliği” idi. Dağdaki serin hava nedeniyle yakılan kamp ateşi ve kampa katılan gençlerin sıcaklığı insanın hem dışını hem içini ısıtıyordu.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen gençlerle dolu Kastamonu Yolkonak İzcilik kampında da yoğun bir katılım ve ilgi vardı.

Kavun yetiştiriciliği ile ünlü, Manisa Kırkağaç Şehzadeler Gençlik ve İzcilik Kampında hem aynı konuda hem konuşma yapıldı hem de takım çalışması etkinliklerine yer verildi. Konuşma sonrası şehzadeler şehri Manisa’nın tarihi eserlerini ve şehrin güzelliklerini gezdik. İl Gençlik ve Spor Müdürü Dr. Savaş Duman’ın daveti ile ilde başarılı olmuş çocuk basketbol takımının aileleri ile birlikte düzenlediği iftar sonrası hatıra fotoğrafı çekildik.

Osmaniye Aslantaş kampında ise yaptığımız konuşmanın dışında İl Müdürü Ökkeş  Demir’in misafirperverliği ile ildeki gençlik ve spor tesislerini gezdik, Müdürlük yöneticilerinin ve ilçe müdürlerinin katıldığı iftara katıldık, Kamp Müdürü Mehmet İnci’nin hazırladığı sahur sofrasına konuk olduk.

Çeşitli illerde bizzat katılarak gördüğümüz ve halen dönem dönem devam eden gençlik kampları çok yönlü etkinlikler ile gençlerin hem sosyal hem ruhi gelişimine önemli katkı sağlıyor ve biz de seminer vermeye devam ediyoruz. 

 

37 yıl sonra yeniden öğrenci olduk: Hey gidi günler hey

IMG-20160508-WA00091979 yılında mezun olduktan 37 yıl sonra tekrar öğrencilik günlerine dönüp, mezun olduğum okulda eski sırama oturdum. Sakarya İmam-Hatip Lisesinde  SİMDER – Sakarya İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği tarafından her yıl Mayıs ayının 2. Pazar günü düzenlenen ve bu yıl da tekrar eden Mezunlar günü büyük bir özlem ve coşku ile kutlandı.

Kuran-ı Kerim okunuşu ve SİMDER Başkanı Nafi Özdin’in konuşması ile başlayan mezunlar günü programına  Sakarya Valisi, Hüseyin Avni Çoş’ da katıldı. Çeşitli konuşmalardan sonra geleneksel olarak pilav ikram edildi. Ülkenin çeşitli düzeylerinde görev yapan Milletvekili, Genel Müdür, Öğretim Üyesi, öğretmen, iş adamı vb çeşitli kurum ve kuruluşlarda görev yapan çok sayıda mezunun ve hocaların katıldığı programda eski mezunlar ve hocalarımız kucaklaşarak hasret giderdi.

Biz de fırsattan istifade ederek, sıra arkadaşlarımız Abdülkadir Kardeş ve yan sınıftan arkadaşımız Vahap Kolbasar ile mezun olduğumuz sınıflarımıza gidip, eski sıralarımıza oturarak hatıra fotoğrafı çektirdik ve “Hey gidi günler hey” dedik.

 

Dokuzuncu Uluslararası Öğrenci Buluşmasında dünyayı gezdik

IMG-20160508-WA0013Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu (UDEF) ve Yedirenk Uluslararası Öğrenci Derneğince düzenlenen “9’uncu Uluslararası Öğrenci Buluşması”nda dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerle buluştuk. 

7-8 Mayıs 2016 tarihinde Adapazarı Kent Merkezinde 58 ülkeden gelen misafir öğrencilerin, yöresel kıyafet, bayrak ve haritalarıyla ülkelerini tanıttığı etkinlik, Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu (UDEF) ve Yedirenk Uluslararası Öğrenci Derneğince düzenlendi.

Renkli görüntülerin yaşandığı ve çeşitli etkinliklerin gerçekleştirildiği programda, zaman zaman duygusal anlar yaşandı. Yoğun bir ilgi gören ve 2 gün süren programa biz de katılarak bütün ülke temsilciliklerini tek tek ziyaret ettik ve adeta bir dünya turu gerçekleştirdik.

Çok sayıda kişinin bu unutulmaz anı yaşatmak için hatıra fotoğrafı çektirmek için sıraya girdiği programı, Mısır’dan Tayland’a, Endonezya’dan Sudan’a, Arnavutluk’tan Yunanistan’a çok sayıda ülkeden gelmiş ve ağırlıklı olarak Sakarya Üniversite’sinde okuyan öğrenciler gerçekleştird ve ülkelerini ve kültülerini tanıtan çeşitli gösterilerde

bulundular.