Yazar arşivleri: Ali Arslan

Muş Varto İl Milli Eğitim Müdürleri ile gelecek için proje ürettik

Muş İl Milli Eğitim Müdürlüğü ‘Eğitimde Atılım ve Gelişim Arama Programı çerçevesinde ilçelerde yapılan Arama Konferanslarının ikincisi Muş Varto ilçesinde gerçekleştirildi. Çalışmaya İlçe Milli Eğitim Müdürü Yalçın Süne dışında şube müdürleri ve okul müdürleri katıldı.

Program öncesi Varto Kaymakamı Erkan KAÇMAZ bir açılış konuşması yaparak Muş Valisi Aziz Yıldırım ve İl Milli Eğitim Müdürü Metin İlci tarafından desteklenen Milli Eğitimdeki atılım seferberliğini her açıdan desteklediklerini belirtti.

Varto Arama Konferansında ortak akıl ile mevcut durum ortaya konularak gelecek planlaması yapıldı. 2 gün süren çalışmada katılımcılar U masa düzeninde değişen dünya analizleri, kurumsal geçmiş, geçmişten bugüne kuruluşun tarihi bağlantısı, nasıl bir kuruluş olma isteği sorgulaması, özet bir vizyon tasarımlarının yanında kuruluşun olumlu-olumsuz yönlerinin de ele alındığı İl Milli Eğitim Müdürlüğü yönetimi, strateji ve politikalar, öğretmen ve öğretmen motivasyonu, öğrencilere sunulan hizmetler ve öğrenci tutumları, insan kaynakları, veliler, okul aile birlikleri, mali ve fiziki mekanlar, alanlara göre birimler, okullar, katılımcılık, sürekli gelişme ve geliştirme, kalite yönetimi, süreçler, ölçmeye ve bilgiye dayalı yaklaşım, yeni fikirler ve projeler ele alındı.

Çalışmada gelecek planlaması yapılarak projeler üretildi. Çekilen hatıra fotoğrafı ile program son buldu.

Muş Milli Eğitimi’nde AKSİMA atılım programını başlattık

 

Doç. Dr. Ali Arslan tarafından Muş Milli Eğitim Müdürlüğü yöneticileri ile Arama Konferansı ve Kurumsal Check-up çalışması gerçekleştirildi. Çalışma Muş Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından şöyle haber yapıldı.

Muş Milli Eğitim Müdürlüğü Arama Konferansı

5. Hindistan (Amritsar, Lucknow, İmambara)

Seyahatimizin 5. ülkesi Hindistan. Hindistan’a sınır ihtilafından dolayı geçemezsin dedikleri Pakistan’dan kara yolu ile herhangi bir zorlukla karşılaşmadan geçiyorum. Çok da merak ediyordum bu ülkeyi. Yeşil pasaportumla 15 ülke içinde vize alarak gittiğim tek ülke. Çin’den sonra 1 milyar 324 milyon 171 bin kişilik nüfusu ve dünya toplam nüfusunun yüzde 17,8’ini barındıran Hindistan acaba nasıl bir ülke? Pakistan Lahor’dan motosiklet gibi üç tekerlekli bir rekşa ile Hindistan sınırına geliyorum. Tam sınırdan çıkarken çok samimi birisi benden Pakistan parasını alıp Hindistan rupisi vermek istiyor. İşimi kolaylaştırdığı için memnun oluyorum; fakat o sırada elimdeki Türk Liralarını görünce koleksiyon yapıyorum diyerek her birinden bir miktar alıyor.

Neyse gizemli hali ile uzaktan Hindistan’ı görüyorum. Ne olacağını ve ne ile karşılaşacağım ciddi şekilde merak ediyorum. Çünkü bir taraftan geçip geçemeyeceğim endişesi taşırken bir de stadyum gibi mekanda binlerce kişinin oturarak beklediğini görüyorum. Eyvah diyorum. Bu insanlar sınırı geçmek isteyen kişiler mi diye korkuyorum. Çünkü birkaç bin kişinin sınırı geçmesi en az 2-3 gün sürer. Fakat bu korkulara gerek olmadığını sınıra girince anlıyorum. Pakistan’dan ayrılıp Hindistan sınırına girdikten ve polisin beni başkaları ile birleştirmek için biraz bekletmesinden ve beni alıp iki taraftaki kalabalığın arasından sınırın iç tarafına götürmesi ile rahatlıyorum. Meğer o kalabalıklar, daha önceden de mutlaka görmem gerektiği söylenen ve hergün yapılan nöbet değişim töreni için o töreni izlemeye gelen insanlarmış. Akın akın gruplar halinde saat 4’ten sonra sınırdaki töreni izlemeye geliyorlar. Ben de töreni çok görmek istedim ama maalesef ulaşım zorluklarının sınırdan şehir içine gidişimi bir gün uzatacağı için töreni izlemekten vazgeçerek ilerliyorum. Sınırdan girdiğiniz andan itibaren Hindistan’daki dinlerlerden birisi olan sihizm dinine mensup kendilerine has kıyafet ve sakalları ile çok miktarda sihleri görüyorsunuz. Zaten sınıra yakın bulunan Amritsar, Altın tapınağın bulunduğu ve sihlerin hacı oldukları Sih merkezi. https://www.youtube.com/watch?v=WlplZYbcPVI

 

Sınırdaki işlemler bitince sınırdan birlikte geçtiğimiz birisi ile ortaklaşa bir taksi tutup bizdeki Kabe benzeri kutsal tapınaklarının en önemlisi olan, en önemli ziyaretgah kabul edilen Sihlerin merkezi Amritsar şehrine ve şehirdeki tapınağa gidiyorum. İçeriye, ancak tüm eşyalarınızı, ayakkabı ve çoraplarınızı emanete bıraktıktan, başınızı örttükten ve ayaklarınızı bir suya batırdıktan sonra çıplak ayakla girebiliyorsunuz. Tapınak içinde Ganj nehrinin bir uzantısı var ve bazı insanların belinde sihlerce kutsal kabul edilen 6 sembolden birisi olan kılıç görüyorsunuz.

Öte yandan şehre indiğinizde başka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz, insan insanı bisiklete benzer bir araçla çekerek veya motosiklet türü rekşa ile taşıyabiliyor. Hindistanın içlerine girdiğinizde ineklerin en büyük saltanat sürdüğü ülkenin Hindistan olduğunu anlıyorsunuz. Hindistan’da inekler kutsal. Onlara kimse karışamıyor, hem fakir bir halk olduğu hem de etinden sütünden faydalanamadıkları için bakımını kimse üstlenemediği için ineklerin ve çok sayıda köpeğin kendi başlarına istediği yerde istediği gibi dolaştığını görüyorsunuz. İnekler isterlerse en kalabalık alışveriş merkezlerine girebiliyorlar isterlerse sıklıkla gördüğünüz çöplüklerde eşinebiliyorlar.

 

Amritsar’dan sonra Yeni Delhi’ye hayatımda ilk defa gördüğüm koltuğu olmayan fakat içinde kompartmanlar halinde yatılacak yatakları bulunan bir otobüs ile geçiyorum. İlginç. Ülke büyük, gidilecek yolculuk yapılacak mesafeler uzak olduğu için öyle düşünmüşler herhalde. Gece uyandığımda aradaki koridorda birçok kadın erkek, çoluk çocuğun uyuduğunu görüyorum. Yeni Delhiye giderken ben yepyeni bir şehir göreceğimi bekliyordum ama ne gezer. Kafamdaki imaj yerle bir oluyor. Daha sonra birisi onun adının Yeni Delhi olduğunu ve kendisinin yeni olmadığını söyleyince en azından rahatlamış oluyorum. Ya da varsa ben yeni olan kısmını en azından bu defa göremiyorum

 

Hızlı bir turdan sonra dönüşüm Yeni Delhi’den olduğu için tekrar gelmek üzere uçakla Müslümanların yoğun olduğu Lucknow’a geçtim. Türkiye’de eğitim gören ve aynı zamanda Hindistan Alimlerinden Selman Huseyn Ennedevi’nin oğlu Yunus Huseyni’nin davetlisi olarak Lucknow’a gidiyorum ve orada kuruluşundan büyük emeklerinin geçmiş olduğu Jamia Syed Ahmad Shaheed Üniversitesini (http://jsasuniv.com/) ziyaret edip Müslümanların çalışmaları hakkında bilgi aldım. Kadir gecesi sonrasında bir hatim cemiyetine de denk gelen gecede hatim duasına katıldım. Hindistan alimlerinden olan Huseyn Ennedevi başta olmak üzere Hindistan Müslümanlarının başta Cumhurbaşkanımız Erdoğan olmak üzere Türkiye için özel dua ettiklerine şahit oldum. Hindistan Müslümanları Türkiye’yi adım adım takip ediyorlar ve Türkiye’nin başarılı olması için dua ediyorlar. Hatim duası sonunda Selman elhuseyni ennedewi ile bir roportaj gerçekleştirdim. (Detaylı bilgi için bak. http://bizimsivas.com.tr/haber/hindistanli-selman-en-nedvi-sohbetiyle-buyuledi-5467.html) Başta Selman Huseyni olmak üzere çocukları Yusuf ve Yunus kardeşler canla başla çalışıyorlar. Birçok İslam ülkesinde olduğu gibi Hindistan’da da müslüman olan herkes Erdoğan diyor. 1.5 milyara yakın nüfusa sahip olan Hindistan’da 200 milyona yakın % 15 oranıyla Müslüman nüfus bulunuyor. Hindulardan sonra en büyük kesimi Müslümanlar oluştururken, Endonezya’dan sonra en çok Müsülümanın bulunduğu ülke Hindistan ve Müslümanların yetiştiği önemli merkezlerden birisi de Lucknow.

Gündüz bu üniversiteyi ve çalışmaları yerinde inceledikten sonra Yunus Hüseyni ile birlikte Lucknow’daki önce İmambara’yı daha sonra da Hindistan’daki Müslüman alimlerin yetiştiği ve İslami çalışmaların yapıldığı önemli eğitim kurumlarından birisi olan Darul Ulum ve Ennedevi Üniversitesini (Nedvetu Ulema) ziyaret ediyoruz. Oradaki teravih namazına katılıp canlı ve başarılı çalışmalara şahit oluyorum.

 

Bara İmambara, Babür Devleti’nin idari sisteminde siyasi makam ve güç ifade eden Nevab (yerel prens) unvanlı Asaf ed-Devle tarafından 1784 yılında inşa edilmiş ve Tac Mahal’in mimarı olan Kifayatullah tarafından yapılmıştır. Bara İmambara’yı geziyoruz. İmambara, Şiîlerin özellikle Muharrem ayında oruç ve Kerbela olayını anma ile ilgili çeşitli törenler için bir araya geldiği bir toplanma mekândır..

 

Hindistan’a gitmeden önce Türkiye’yi ve çalıştığım İslam Konferansı Teşkilatı merkezini Emin Saraç hocamızla birlikte ziyaret ettiği sırada tanıma şerefine ulaştığım ve aynı zamanda “Müslümanların Gerilemesi ile Dünya Neler Kaybetti” kitabının yazarı olan Hindistan’ın önemli alimlerinden Ebul Hasen Ennedevi’yi alim bir zat olarak tanırdım. Üstad Ebul Hasan en Nedvi, Cemaat-i İslami’yi Mevdudi ile beraber kuran kişilerden birisi. Meğer Ennedevi sadece onun ismi değil, bir üniversite mensubiyeti için kullanılan bir unvan imiş. Yani birisine Ennedevi dediğimiz zaman Darunnedve’den mezun olmuş, Boğaziçi, ODTÜ, Sakarya Üniversitesi gibi o üniversiteden mezun olan kimseyi anlamamız gerekiyormuş. Birisinin Ennedevi ismini kullanması demek o kişinin Darunnedve mezunu olduğu anlamına geliyormuş.

Lucknow’dan sonra yolumuz Aggra’daki Tac Mahal’e doğru uzanıyor.

Devam edecek…

4. Pakistan (İslamabad) 8-10 Haziran 2018

Seyahatimizin 4. ülkesi Pakistan, önce İslamabad, sonra Lahora gidiyorum. Birbirini kardeş kabul eden ve birbirini seven iki ülke olduğumuz için bu yakınlıktan dolayı görmeyi çok arzu ettiğim bir ülke. Havaalanında indiğiniz andan itibaren bunu hissediyorsunuz. Türkiye ve Türklere karşı özel bir sevgi var. Sizi hemen şoförler karşılayıp, hem sizi kazanmaya hem de sizi istismar edilmeyesiniz diye korumaya çalışıyorlar. Birisi ile anlaşıp gideceğimiz adrese doğru yola koyuluyoruz. Doğrusu böyle geniş yollar beklemiyordum. Yeni havaalanından ayrılırken adım Ali olduğu için konu Şiilikten açılıyor. Ben sünniyim ve zaten Ali’nin aslıyım ve kendisiyim diyorum. Sünnilik ve Şiiliğe ne gerek var. Hepimiz Müslümanız. Meğer çoğunluk itibariyle sünni olan Pakistan’da önemli bir miktarda şii nüfüs da varmış.

Varacağımız adrese varıp ben çıkıp dolaşmak istediğimde İhsan Bey beni uyarıyor. “Hocam burası çok sıcak, kendi başınıza gezemezsiniz. Bizdeki otobüs sistemi gibi sistem yok, taksi tutmanız lazım diyor, arkasından da ilave ediyor. İslamabadta görülecek en önemli yer Kral Faysal camii. Caminin içerisine mutlaka girmelisiniz, yoksa ne anlamı var. Hava çok ama çok sıcak. Bunu Cuma namazı için pojesi Türk mimar Vedat Dolakay tarafından çizilen ve inşasında Türk mühendislerinin çalıştığı, ülkenin sembolleri arasında gösterilen Kral Faysal Camiinde Cuma namazını kılmak için çıktığımda anlıyorum. Caminin ancak son kısmında yer bulup içeri girebiliyorum.

Hemen yanına oturduğum Rähèèl Kurèshìl ile öylesine dost oluyoruz ki, sık sık selfi çektiriyoruz. Pakistanlılar Türkleri çok seviyor. Biz de onları tabii. Namazdan çıkınca cemaatten tanıştığım kimselere şehir merkezini ve İslam Üniversitesini soruyorum, bana tarif ediyorlar, seni bir yere kadar götürelim diyorlar ama önce bir yere uğrayacaklarını söylüyorlar. Ben de onlarlayım, meğer uğrayacakları yer Pakistan eski devlet başkanı, şehit edilen rahmetli Ziyahul Hak’ın kabri imiş. Şaşırıyorum. Cami bahçesinde o kadar mütevazi bir mezar ki hemen hatıralarım canlanıyor ve seviniyorum. Ziyaül Hak, 1987 yılında çalışmış bulunduğum İslam Konferansı Teşkilatı’ının bir birimi olan ve başında Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bulunduğu IRCICA’ya (İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’ne geldiğinde kendisi ile el sıkışmış ve tevazuundan dolayı çok sevmiştim. Hiç unutmuyorum, humble donation (mutevazı bir bağış) diyerek Merkeze 10.000 $ bağışlamıştı. Kabrini ziyaret ederek dua edip ayrılıyoruz. Sonra Pakistan Uluslararası İslam Üniversitesini arıyoruz ama sıcaktan takatimiz kesilip aramaktan vaz geçiyoruz.

Daha sonra Safdar Khan kardeşimiz ile anlaşıp şehirde ziyaret edilecek müze ve ulusal anıtı ziyaret ediyorum. Bu arada hükümet binaları ile Albayraklar tarafından yapılmış bulunan Türk metrobüs sisteminin fotoğrafını da uzaktan çekmekle yetiniyoruz. Ancak kayıp olduğu için burada milli anıttaki (National monument) fotoğraflarını yayınlayamıyorum.

Akşam beni bir sürpriz bekliyor. İslamabad’taki Türk kuruluşlarının temsilcileri ile iftarda bir arada oluyor. İHH, Kızılay, THY, TİKA…. Kendimi sanki Türkiye’de hissediyorum. Türkiye kuruluşları aracılığı ile Pakistan’da önemli bir hizmet sunuyor. Burada her birisini tek tek anlatmaya imkan yok. İyi ki varız diyorum. Elhamdülillah. Başta İhsan Özyürek olmak üzere birlikte olduğumuz bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Daha sonra da Lahor’a geçiyorum…. Devam edecek…

3. İran 5-7 Haziran 2018 (Astara, Tahran, Zencan, Tebriz)

Seyahatimizin 3. ülkesi İran. Azerbaycan Bakü’den Astara’ya trenle yolculuk yaparak gidiyoruz. Yolculuk boyunca tren personeli ile sabaha kadar İran ve şiilik üzerine konuşuyoruz. Astara, hem Azerbaycan hem de İran sınırında aynı ismi alıyor. Gümrük işlemlerinden ve sınırı geçtikten sonra Türkmen kardeşlerimizden taksi şoförü Akbar Mazaghi beni Tahran’a götürecek otobüse kadar götürüyor. Akbar Mazaghi ile hemen dost oluyoruz. Astara’ya girdiğimde Hz. Ali’yi anma ve aynı zamanda Humeyni’nin vefatı ile de bağlantılı yas günü olduğu için çok sayıda kişiyi özel kıyafetlerle ve çeşitli etkinliklerde görüyorum. Bütün İran’da yas günü programları yapılıyor. Hayret, Akbar Mazagi’de bineceğim otobüsün şoför ve muavini de Türkçe konuşuyor. Meğer İran’ın % 30-35’i Türk imiş.
Tahran’a karşılayan Hasan Hüseynzade kardeşimiz ise, işini gücünü bırakıp bütün gününe bana harcıyor. Geceyi Tahran’da geçirdikten ve kapalı çarşıyı gezip, cenaze namazına katılıp, bir gün Tahran’ı dolaştıktan sonra, ancak tatil günü olduğu için Tahran’a doyamadan Zencan’a geçiyorum. Boyuk Mollayı beni orada bekliyor. Ben büyük bir molla bekliyorum ama meğer onun adı Boyuk Mollayi, kendisi ise başarılı bir öğretmenmiş imiş. Her bakımdan bilgili olan Boyuk Mollayı öğretmen, ailesi ile beni kabul ederken, aynı zamanda Tahran’dan sonra yeşilliklerle dolu Zencan’ı, ertesi gün de, Zencan yakınında bulunan Sultaniye şehrini gezdiryor.

Burada Hz. Ali için yapılmış fakat daha sonra bir Moğol hükümdarının türbesi haline getirilmiş bulunan Sultaniye Gümbed’ini, kısacası Moğalların önemli bir merkezi şehrini ve tarihi eserleri ziyaret ediyoruz.

Daha sonra Tebriz ve Tebrizli kardeşimiz Emir bizi bağrına basıyor. Ve onunla adeta kardeş oluyor, Tebriz Üniversitesi de dahil bütün şehri karış karış geziyoruz. Ayrılırken burada bir kardeşiniz olduğunu unutmayın diye de tembih ediyor.

İran, şiiliği bir kültür haline getirmiş. Burada bunun aksini düşünebilmek çok zor. Bunu her ortamda görüyorsunuz. Her yerde İmam Humeyni ve Dini Lider Ayetullah Hameneyin fotoğrafları bulunuyor. Onların bağlayıcılığı bulunuyor. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin hiç bir yerde fotoğrafını görmedim. Kadınların başlarını örtmesi zorunluluk ama bu konuda zorlayıcı bir ölçü yok. Örneğin başındaki örtüyü başından aşağı düşürenleri görmek de mümkün. Fakat o kadar fazla Türkçe konuşan insan var ki dil bilmeseniz bile yabancılık çekmezsiniz. Yas günleri nedeniyle tatil olmasına rağmen tahran dinamik ve hareketli, Zencan tabiat dolu, Tebriz sakin ve huzur şehri. Teşekkürler Akbar Mazaghi, teşekkürler Hasan kardeşim, teşekkürler Boyuk Mollayi, teşekkürler Emir kardeşim. Sizlerle İran bir başkaydı.

2. Azerbaycan- Gence 2. Haziran 2018

Seyahatimizin 2. ülkesi 1918’de “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” nidaları ile bağımsızlığını ilan eden kardeş ülke Azerbaycan. Gence ile başlayıp Bakü ile bitiriyoruz. Gence’de Ilham Huseynov Bakü’de Enver Chingizoglu karşılıyor. Azerbaycan ile dilimizin bu kadar yakın olduğunu inanın bilmiyordum. Yarım saat dinledikten sonra kendimi asgar Huseynov Bey’in yöneticisi olduğu Kinetix firması çalışanlarına Türkçe eğitim veriyor buldum. Tercümansız bir şekilde rahatça anlaşabildik. Birlikte hareket edildiğinde büyük bir potansiyeliz.
Gence, tarihi ve Azerbaycan’ın ikinci büyük şehri. Şah Abbas Cuma camii, Han Bağı, Gence Türk Konsolosluğu, şehir merkezi, Türk Dünyasının en büyük şairlerinden 1141 doğumlu Nizami Gencevi’nin mezarı gezebildiğimiz yerlerden önde olanlar.
Bakü,Azerbaycan’ın başşehri. 80 adet eserin yazarı Enver Cingizoğlu’nun misafiriyiz. Bir günde gezilebilecek bir yer değil. Hızlıca gezebildiğimiz yerler Bakü Milli parkı, Türk şehitliği, şehir merkezi, Diyanet İşleri Vakfının yaptırdığı Cami, hükümet binaları çevresi ziyaret ettiğimiz mekanlardan bazıları. Teşekkürler İlham Hüseyinov, teşekkürler Enver Cingizoğlu, teşekkürler Ekber, Asgar huseynova, Vahid Mamedov Elvin Aliyev Beyler ve tüm Azerbaycanlı dostlar.

1. Suudi Arabistan (Umre 26 Mayıs-1 Haziran 2018)

Elhamdülillah, Allah’ın yardımı ile 2 ay gibi kısa bir zamanda 15 ülkeyi ziyaret etmek nasip oldu. Unutulmaması ve faydalanılması adına, döner dönmez bunları fotoğraflar şeklinde sırasıyla paylaşıyorum. İnşallah kısmet olursa önümüzdeki günlerde bunlardan bilimsel bir çalışma çıkarmaya çalışacağım. Bu program esnasında yüzlerce kişiyi tanıdım ve yüzlerce kişinin yardımını aldım.

Genellikle dostların evlerinde misafir oldum, izzet ve ikram gördüm. Ben demedim ama 80 li yıllarda filmini izleyip zihnimde yer eden ünlü Faslı seyyah İbn-i Batuta’ya atfen Faslılar tarafından günümüzün İbn-i Batuta’ sı olarak iltifat aldım  Bu güzel insanların hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 3 ay önce düşünemediğim böyle bir imkanı bana sunduğu için Rabbime şükrediyorum. 

Ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerin yer aldığı bu programda İslam dünyası olarak ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğumuzu fakat ne kadar fazla eksiğimizin olduğunu da gördüm. Artısı ve eksisi ile, zorluk ve kolaylıkları ile insanlık dünyasından bir demet… 
1. Suudi Arabistan (Umre)
2. Azerbaycan
3. İran
4. Pakistan
5. Hindistan
6. Malezya
7. Singapur
8. Endonezya
9. Japonya
10. İspanya
11. Fas
12. Cezayir
13. Tunus
14. Katar
15. Bosna-Hersek

Diyanet İşleri Başkanlığı İstişare Toplantısına Katkıda bulunduk

Diyanet İşleri Başkanlığının faaliyetleri hakkında kurumsal analiz yapmak, 2017 – 2021 Stratejik Planın uygulamasında karşılaşılan sorunları tespit etmek ve 2017 yılında gerçekleştirilmiş olan faaliyetlerden hareketle Stratejik Plan hakkında istişarelerde bulunmak üzere başkan yardımcıları, Başkanlık merkez teşkilatı birim amirleri ve daire başkanlarının katılımıyla 01-04.05.2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar’da “Merkez Birimleri İstişare Toplantısı” düzenlendi.
Okumaya devam et

Toplumsal gelişmenin dinamikleri

Sosyolojik Düşünme köşemiz, tercümesini yaptığım Sosyolojik Düşünme ve Pratik Uygulama kitabımızın verdiği taktiklerden yola çıkarak, sosyolojiyi pratiğe dökme amacı ile öğrencilerimizle oluşturduğumuz bir köşedir.

Burada her hafta bir konu belirliyor ve öğrenci jüri üyeleri tarafından değerlendirilen ve en iyi seçilen yazıyı haftanın yazısı olarak yayınlıyoruz. Böylece hem sosyolojiyi gözleme dönüştürüyor hem de öğrencilerimizin yazma gücünü geliştiriyoruz.

Doğaldır ki başlangıç yazılarımızda bazı eksiklikler olabilir ama her geçen gün bu yazıların kalitesinin artacağı için kusurlarda hoş görünüzü ve uygun gördüğünüzde takdirlerinizi bekleriz. Sizleri öğrencilerimizden gelen ve haftanın birincisi gelen yazı ile baş başa bırakıyorum.

Bu haftanın sorusu şu: Öğrencilerimize, “Toplumsal gelişmenin dinamikleri nelerdir? Neden bazı ülkeler daha hızlı gelişirken bazıları bu hızı gösteremezler? “ diye sorduk. Onlar da bunu cevapladılar. Şimdi sizleri en iyi seçilen haftanın yazısı, Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 2. sınıf öğrencisi İlaydanur Özbey’in yazısı ile baş başa bırakıyorum.

Doç. Dr. Ali Arslan

TOPLUMSAL GELİŞMENİN DİNAMİKLERİ NELERDİR? NEDEN BAZI ÜLKELER DAHA HIZLI GELİŞİRKEN BAZILARI BU HIZI GÖSTEREMEZLER?

Toplumsal gelişmenin birçok dinamiği vardır. Şüphesiz ki bunlardan en önemlisi ekonomik değişimdir. Ekonomik değişime bakıldığında yaşanılan en büyük değişim globalleşmedir. Ülkemizde ise ekonomik yönde serbestleşme ve özelleştirme denilebilecek değişimler yaşanmıştır. Türkiye istatistik kurumu verilerine göre 2014 yılından itibaren hane başına aylık tüketim harcaması ortalama 2 Bin 848 TL’ye ulaşmıştır. Bu verilere göre ülkemizin tüketime eğilimli olduğunu söyleyebiliriz.

Bir diğeri ise siyasal değişimdir. Ülkemizde yaşanan en önemli siyasi değişimin demokrasiye geçiş olduğunu siyasal partiler ile ilgili görsel sonucugörüyoruz. Diğer bir siyasal değişim ise sivilleşme eğilimidir. Devletin karşısında sivil gücün hızla geliştiğini görüyoruz. Demokratikleşme ve sivilleşme eğilimlerine bakıldığı zaman bunların karşılıklı etkileşim içerisinde olduğunu görmek mümkündür.

Sosyal-kültürel değişim açısından baktığımızda dünya çapında çok önemli gelişmeler ve değişimler olmaktadır. Ülkemiz ise bu değişim ve gelişimlerin oldukça etkisi altında kalmıştır. Toplumsal açıdan bakıldığında sosyal-kültürel değerler bireylerin uyum içerisinde ve güven ortamında yaşaması için birleştirici faktörlerdir. Ülkemizde gittikçe ilerleyen bir kutuplaşma faktörü vardır. Sağ-sol ayrımı, particilik, etnik köken, inanç farklılıkları ve daha birçok ana başlık altında kutuplaşmalar görülmektedir.

Ülkeler arasında görülen kültür sömürgeciliğikavramına I. Ve II. Dünya Savaşlarının sonuçları yol açmıştır. Askeri yöntemler ile ülkeleri işgal etmek zor bir hal almaya başlayınca sömürgeci devletler ağır işleyen, kalıcı etkiler bırakan, sürekliliğini koruyan, büyük yıkıntılar yaratan kültür sömürgeciliğini tercih etmeye başlamışlardır. Bunun sonucunda toplumun değer sistemi zayıflar ve bozulur. Bu durum toplumları büyük ölçüde tahrip eder ve bütünlüğü zedeler. İyi bir toplumun veyahut sosyal bir yapının devamlılığı için bütünlüğün ve ortak değerlerin korunması gereklidir.

Ülkemizin konumu ve kaynakları sömürgeci devletlerin her zaman iştahını kabartmıştır. Ülkemizin gelişme ve sanayileşmeye yönelik potansiyeli, demokratik olması ve çok güçlü bir ordu yapısına sahip olması her zaman bir istikrar unsuru olmuştur. Ülkemizin geleceğini sağlama almak ve milli bütünlüğümüzü her daim korumak için kültür sömürgeciliğine karşı durmalı ve gereken tüm önlemleri almalıyız. Kültür değerlerimizi her zaman muhafaza etmek durumundayız.

Bir başka konu ise teknolojidir. Ülkemiz, bilgisayarlaşma diyebileceğimiz bir değişim süreci yaşamaktadır. Bilgi ve iletişim akıllara sığmayacak bir gelişim göstermektedir. Bilgisayarlar haricinde günümüzde geniş ölçüde yararlanılan bir diğer teknoloji devrimi ise robotlardır. Nükleer enerji, uzay teknolojisi, havacılık teknolojisi, biyoteknolojive gen mühendisliği, malzeme teknolojileri gibi alanlarda da birçok gelişme görülmektedir. Teknoloji alanında bunca gelişme olması tüm dünyayı değişime zorlayacak etkiler yaratmıştır.ekonomik değişim ile ilgili görsel sonucu

Teknolojinin eksi olan yanları da vardır. Bunlar genç nesilleri internete bağımlı yaşamaya teşvik etme ve internet ortamını kontrol edememektir. Bu gibi durumlar genç nesillerin şiddete eğilimli ve hayal dünyasında yaşamaya yönelik yetişmesine neden olmaktadır. Teknolojik açıdan en gelişmiş ülkeler sırasıyla ABD, Japonya, Almanya, Finlandiya, Rusya, Çin, İngiltere şeklindedir. Bunların yanı sıra Din, Toplum ve Siyaset bir ülkenin gelişimi açısından önemli yer tutar.

Sonuç olarak yaşam tarzımızı, değerlerimizi ve kültürümüzü incelersek değişimin ülkemiz İlgili resimaçısından artısı olduğu kadar eksisi olduğunu da görebiliriz. Egemen yaşam tarzı, hayatımızı kurgulanmış gibi yaşamamıza sebep oluyor. Ne giyeceğimizi, ne yiyeceğimizi ve ne konuşacağımızı bile başkaları kurguluyor diyebiliriz. Ülkelerin düşünce yapısını geliştirebilmesi ve ortak değerlerini koruması, milli beraberlik ortamı oluşturabilmesi, yeni gelişmeler ve değişimler karşısında ayakta kalabilmesini ve bunları olması gerektiği gibi aşabilmesini sağlar.

Bir ülkenin gelişmişlik durumunu ölçebilmek için ekonomik vb. etmenlerin yanı sıra toplumun yaşam kalitesine, çevre ve atık bilincine, kentleşme hızına, gelir eşitsizliği durumuna, suç işleme eğilimlerine, hukuk üstünlüğü ilkesinin etkinliğine ve güvenilir bir adalet tesis edilip edilmediğine de bakılmalıdır.

Müminlerin kardeş olduklarını unutuyor muyuz?

Sosyolojik Düşünme köşemiz, tercümesini yaptığım Sosyolojik Düşünme ve Pratik Uygulama kitabımızın verdiği taktiklerden yola çıkarak, sosyolojiyi pratiğe dökme amacı ile öğrencilerimizle oluşturduğumuz bir köşedir.

Burada her hafta bir konu belirliyor ve öğrenci jüri üyeleri tarafından değerlendirilen ve en iyi seçilen yazıyı haftanın yazısı olarak yayınlıyoruz. Böylece hem sosyolojiyi gözleme dönüştürüyor hem de öğrencilerimizin yazma gücünü geliştiriyoruz.

Doğaldır ki başlangıç yazılarımızda bazı eksiklikler olabilir ama her geçen gün bu yazıların kalitesinin artacağı için kusurlarda hoş görünüzü ve uygun gördüğünüzde takdirlerinizi bekleriz. Sizleri öğrencilerimizden gelen ve haftanın birincisi gelen yazı ile baş başa bırakıyorum.

Bu haftanın sorusu şu: Öğrencilerimize, “İslam dünyasının birlik olmasının önündeki engeller ve birlik olma imkanını artıracak faktörler nelerdir? “ diye sorduk. Onlar da bunu cevapladılar. Şimdi sizleri en iyi seçilen haftanın yazısı, Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 2. sınıf öğrencisi Şeyma Nur Varol’un yazısı ile baş başa bırakıyorum.

Doç. Dr. Ali Arslan

MÜMİNLERİN KARDEŞ OLDUĞUNU UNUTUYOR MUYUZ?

Günümüzde, Avrupa ülkelerinin her türlü sorun karşısında gerektiğinde kolayca birlik içerisinde olduğunu görebiliyoruz. Fakat maalesef bu birliktelik İslam ülkeleri arasında görülmemektedir. İslam ülkelerinin güçlü bir birliktelik sağlayamamış olmaları İslam coğrafyasında yaşanan çeşitli sorunların ortaya çıkmasının temelini oluşturmakta ve önemli bir eksiklik oluşturmaktadır.

“İslam dünyasının birlik olmasının önündeki engeller nelerdir?” diye bir analiz yaptığımızda; bu engellerden birisi; farklılıklar olsa da Müslümanların, birbirlerinin kardeşleri oldukları bilincine sahip olmamalarıdır. Bu bilinç eksikliği ise bazı toplumların Kur’an ahlakından uzaklaşmasından kaynaklanmaktadır.

İslam Birliği için ırk, dil, vatan, mezhep farklılıkları dikkate alınmadan  inanç birlikteliği altında, hoşgörü ve dayanışma içinde toplanmamız gerekmektedir. Görüş, düşünce vs. gibi farklılıklar tüm toplumlarda karşılaşılabilen tabii durumlardır. Irkı, dili, vatanı, mezhebi ne olursa olsun tüm Müslümanlar kardeş olduğunun bilincine sahip olmamız gerekir.

Müslümanlar arasındaki farklılıklar birer zenginlik olarak değerlendirilmeli ve bu gibi farklılıklardan dolayı çatışma içerisine düşülmemeli, asıl sorunlardan uzaklaşılmamalı, Müslüman kardeşlerimizle çekişme ve çatışma içerisine girmemeliyiz.

Birlik sağlanmasının önündeki bir başka engel ise; birçok Müslüman ülkede,  büyük ölçüde Batı’nın çıkarlarını temsil eden ya da kendi kişisel çıkarlarını ön planda tutan, İslam dünyasının menfaatlerini ikinci plana itebilen yönetimlerin iktidarda olmasıdır. Bu yönetimlerin kendi çıkarlarını ön plana almaları, İslam birliğinin ve Müslümanların bir araya gelip bir birlik olmalarının önünde önemli bir engel oluşturmaktadır.

Bu tür çıkar ilişkilerine bir örnek vermemiz gerekirse I. Dünya Savaşı döneminden bir örnek verebiliriz. Arapların SYKES-PICOT MEMORYbüyük bir çoğunluğunun I. Dünya Savaşı’nda bizlere ihanet ettiği maalesef acı bir gerçektir. Mekke Şerifi Hüseyin’in ortaya çıkardığı ‘Arap isyanının, 16 Mayıs 1916’da İngiltere ve Fransa arasında gizlice imzalanan ve Osmanlı’nın Ortadoğu’daki topraklarını paylaşan Sykes-Picot Antlaşması‘ndan 25 gün kadar sonra ortaya çıkması oldukça dikkat çekici olmuştur. Osmanlı yönetimi ve dünya yapılan bu gizli antlaşmayı ancak 1917 Sovyet Devrimi’nden sonra Sovyetler Birliği’nin kurucusu olan Vladimir Lenin’in açıklaması ile öğrenmiştir. Bir kısım Arapların bizlere yaptığı bu ihanetin etkisi olumsuz sonuçlar doğurmuş ve Müslüman devletler arasında güvensizliği oluşmuştur.

Cahillik, dünyevileşme, keyfe düşkünlük, ırkçılık ve diğer kardeşlerini küçük görme gibi etkenler müminleri diğer müminler kardeştir ile ilgili görsel sonucumümin kardeşlerine karşı duyarsızlaştıran ve birlik sağlanmasını geciktiren nedenler arasında yer almaktadır.

Peki İslam dünyasının birlik olma imkanını artırmak için neler yapılabilir? Öncelikle, tarihi tecrübelerden ders alınmalı, yanlış yönlendirmelere uymaktan sakınılmalı ve İslam dünyası kendi özündeki değerlere sahip çıkmalıdır.

Bu değerler; Kur’an ahlakı ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetinin gereği olan, Müslümanların birlik ve beraberliğine uyulmasıdır. Zaten İslam Birliği öncelikle Allah(c.c)’ın Kur’an-ı Kerim’de tüm Müslümanları bağlayan ve uymaları gereken bir emridir. Bu emir, Kur’an-ı Kerim’de; “Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın.” (Al-i İmran, 103) şeklinde geçmektedir.

Bu ayetten yola çıkacak olursak problemin çözümü, Kur’an ahlakının gerektiği gibi yaşanmasındadır. Günümüzde İslam dünyasının tümüne yol gösterecek evrensel bir merkezi sistem oluşturulmalı ve bu sistemde Kur’an-ı Kerim esas alınmalıdır. Kur’an-ı Kerim esas alınarak oluşturulacak bu sistem ile İslam Birliği’ni engelleyen mevcut müminler kardeştir ile ilgili görsel sonucusorunların çözülmesi kolaylaşacak ve daha güçlü bir birlik için önemli ilk adım atılmış olacaktır.

Son olarak; şunu söylemem gerekir ki, İslam ülkelerinin her biri elbette ve öncelikle kendi içerisinde bir olmayı başarmalı, kendi içlerindeki ayrımları, emperyalist, komünist vs. gibi islam karşıtı fitnelerin ağına düşerek yem olmamalı ve İslam ülkeleri arasına sokulan fitneler bertaraf edilmelidir, suni ayrımlar engellenmelidir.

Kısacası; İslam ülkelerinin her biri önce kendi içinde tam anlamıyla bir İslam ülkesi olmalı ki daha sonrasında İslam dünyası bütün bir birlik oluşturabilsin. Tüm İslam ülkelerinin bu bilince varması ve İslam birliğinin sağlanması dileğiyle..

islam dünyası haritası ile ilgili görsel sonucu